Süleyman Ateş
Süleyman Ateş
بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
Ben ne Mehdî’ye inanırım, ne de İsa’nın geleceğine. Bana göre doğru yola yönlendiren her din bilgini mehdîlik vazifesi görmektedir. Çünkü mehdî doğru yola götüren kimse demektir. Başka mehdî falan beklemem. Öyle ise Mehdî habercisi falan da hayaldir. (Süleyman Ateş’in Asrın İmamı Düşüncesi yazısı)
Hz İsa ve Hz Mehdi’nin geleceğine dair delillerimize link’lerden ulaşabilirsiniz.⤵
Hz. İsa Yeryüzüne İnecek Midir ?
Hz Mehdi (a.s) Gelecek Mi ?
Her ne kadar mukallidler arasında ictihâd kapısının kapandığı kanısı yaygın ise de Peygamber’in açtığı yolu hiç kimsenin kapatma hakkı yoktur. Yeni sorunlara İslâm damgasını vurma yöntemi olan ictihâd, İslâm gibi Kıyâmete dek sürecektir. Nitekim çeşitli zamanlarda müctehid niteliği taşıyan ve ictihâd yapan bilginler çıkmıştır. Son çağda Efgânî’yi, talebesi Abduh’u ve onun talebesi Reşîd Rızâ’yı bu müctehidler arasında sayabiliriz. Şî‘îler arasında da ictihâd sürmektedir ve her zaman mutlak müctehidler vardır. (Süleyman Ateş’in İçtihad Konulu Yazısı 2021)
Süleyman Ateş %3 faize düşük dediği için cevaz vermektedir: Her muamelesinin faizle işlediği bir toplumda yaşayan fert de ister istemez faize bulaşır. Onun korunmak için bankalara yatırdığı paradan banka % 50, % 100 kazanırken kendisinin aldığı % 3′lü faiz aslında parasının süre içinde uğradığı değer kaybını bile karşılamaz. Zarurete binaen o da parasının faizini alır, ama içi tutmuyor, takvası müsaade etmiyorsa faiz olarak aldıklarını fukaraya, hayır kurumlarına verir. (Tefsir Dersi Notları sayfa 12)
Halbuki değil %3 en hafifi bile çok büyük günahtır
İbn Mesud’dan rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Faiz yetmiş üç kısımdır, çeşittir. En hafifi kişinin annesiyle zina yapması gibidir…” (Hakim, Müstedrek, 2/43)
Kim bir dirhem faiz yerse, 33 defa zina etmiş gibi günah kazanır. Kim de vücudunu haramdan beslerse, ateş ona daha layıktır. (Taberani Evsat, 3/451 2968, Sağir, 1/155)
Süleyman Ateş, gördüğünüz gibi Kur’ân-ı Kerîm’i böyle tefsir etmektedir. Salâhiyetli müfessirlerden nakil yapmayanın hali böyle olur.
Süleyman Ateş Muhiddin Arabi gibi tasavvuf büyüklerine karşıdır. Vahdet-i Vücut isimli tasavvufun Hint ve Yunan felsefesinden geldiğini söyleyecek kadar ileri gitmiştir. Süleyman Ateş aynen şöyle demektedir: Vahdet-i Vücut, Hint ve Yunan felsefelerinin arapçaya çevrilmesi ve müslümanların diğer milletlerle teması sonucu İslâm tasavvufuna geçmiştir, İslâm’ın öz malı değildir. (İslâm Tasavvufu sayfa 99)
Bununla da kalmıyor, aynı kitabında Brahmânların sapıklıklarını anlattıktan sonra şu fikre varıyor: Bu fikir, İbnul Arabi’nin tesiriyle tasavvufa iyice yerleşmiş, hemen her mutasavvufta bunun izleri görülmeye başlanmıştır. (İslâmda Tasavvuf sayfa 100)
Şeyhul Ekber Muhiddin Arabi hazretlerinin şeriata aykırı gibi görünen ifadelerini İmâm-ı Rabbanî hazretleri Mektûbâtında açıklamış ve Muhiddin Arabî hazretlerinin büyükler arasında bulunduğunu bildirmiştir.
Aynı zamanda Süleyman Ateş, İbnul Arabi hazretlerine hücum etmekle kalmıyor, evliyanın büyüklerinden, silsile-i aliyyenin onbeşinci’si olan Şahı Nakşibendi Bahâeddin-i Buharî hazretlerine de hücum ederek şöyle demektedir: O da aşağı yukarı İbnul Arabi’nin fikirlerini benimsemiş görünmektedir, diyor. (İslâmda Tasavvuf sayfa 104)