Âkâid-İzâle Tüm Yâzılar

Hadisleri İnkar Edenler ?

Hadisleri İnkar Edenler ?

بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

1) “Peygamber size her neyi verdiyse onu alın. Ve size her neyi yasakladıysa ondan vazgeçin.” (Haşr 7)

Hadis inkarcıları: “Biz Kur’an’a uyarız. Kur’an bize yeter.” Diyorlar. Biz de onlara diyoruz ki: Madem siz Kur’an’a uyuyorsunuz, o halde Haşr Suresi 7. Ayetin emrine itaat etmelisiniz. Bu ayet-i kerimede Rabbimiz şöyle buyurmuştur:وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ Resul size her neyi verdiyse فَخُذُوهُ onu alın وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ ve size her neyi yasakladıysa فَانتَهُوا ondan vazgeçin. Şimdi bu ayet-i kerime üzerinde biraz tahlil yapalım: Ayeti kerimenin başında şöyle buyrulmuş: وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ Peygamber size her neyi verdiyse onu alın. Bu beyanla, sadece Kur’an’ın emrettiklerini değil, Peygamberimizin de bütün emirlerini almamız, yani bu emirlere uymamız emredilmektedir. Kur’an’ın emirleri buna dahil olduğu gibi, sünnetin emirleri de buna dahildir. Ayetin devamında, وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا ve size her neyi yasakladıysa ondan vazgeçin, buyrulmuş. Yine bu emre, Kur’an’ın yasakları dahil olduğu gibi, sünnetin yasakları da dahildir. Şimdi, hadislerdeki emir ve yasakları kabul etmeyip, “Biz sadece Kur’an’a uyarız.” Diyenlere diyoruz ki: Bakın, ayeti kerime şöyle değil: Kur’an size neyi verdiyse onu alın. Ve size neyi yasakladıysa ondan vazgeçin. Ayet böyle değil… Ayet, Peygamber size neyi verdiyse onu alın. Ve size neyi yasakladıysa ondan vazgeçin, şeklinde. Eğer biz sadece Kur’an’ın emir ve yasaklarına muhatab olsaydık, sünnetin emir ve yasakları olmasaydı; ayet-i kerime, Peygamber size neyi verdiyse onu alın, şeklinde, değil, Kur’an size neyi verdiyse onu alın, şeklinde olurdu. Lakin böyle olmamış. Böyle olmaması da ispat eder ki, bizler, Hz. Peygamber (s.a.v)’ın hem Kur’an yoluyla, hem de sünneti yoluyla emrettiği ve nehyettiği her şeye muhatabız.

2) “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun.” (Âli İmran 31)

Hadis inkarcıları: “Biz Kur’an’a uyarız. Kur’an bize yeter.” Diyorlar. Biz de onlara diyoruz ki: Madem siz Kur’an’a uyuyorsunuz, o halde Âli İmran Suresi 31. Ayetin emrine itaat etmelisiniz. Bu ayet-i kerimede Rabbimiz şöyle buyurmuştur:قُلْ De ki -Ey Habibim– إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ Eğer siz Allah’ı seviyorsanız, فَاتَّبِعُونِي o halde bana tabi olun. يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ – Eğer bana tabi olursanız– Allah da sizi sever ve günahlarınızı affeder. Şimdi bu ayet-i kerime üzerinde biraz tahlil yapalım. Ayeti kerimenin başında şöyle buyrulmuş: إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ Eğer Allah’ı seviyorsanız… İşte bu beyanla, Allah’ı sevme iddiasında bulunanlar, sevgilerini ispata davet edilmiş. Peki, nasıl ispat edecekler? Allah’ı sevmenin alameti nedir? Allah’ı sevenler ne yaparlar?.. Ayetin devamı sorumuza cevap verir: فَاتَّبِعُونِي Bana tabi olun. İşte bu ifadeyle, Allah’ı sevmenin alameti beyan edilmiştir. Allah’ı sevmenin alameti Peygamberimize tabi olmaktır. Ayetin açık beyanıyla: Kim Peygamberimize tabi olursa Allah’ı seviyordur. Kim tabi olmaz, sünnetini ve hadislerini inkar ederse o, Allah’ı sevmiyordur. Her şeyin bir alameti olduğu gibi, Allah’ı sevmenin de bir alameti vardır. Bu alamet de Peygamber Efendimize tabi olmaktır. Peki, Peygamberimize tabi olursak ne kazanırız? Ayetin devamı sorumuza cevap verir:يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ – Eğer Peygamberimize tabi olursak– Allah da bizi sever ve günahlarımızı affeder. O halde, Peygamberimize tabi olmak, Allah’ı sevmenin alameti olduğu gibi, Allah tarafından sevilmenin ve Allah’ın affına mazhar olmanın da vesilesidir.

3) Hayır! Rabbine and olsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar. (Nisâ Suresi 65. Ayet)

Hadis inkarcıları: “Biz Kur’an’a uyarız. Kur’an bize yeter.” Diyorlar. Biz de onlara diyoruz ki: Madem siz Kur’an’a uyuyorsunuz, o halde Nisa suresi 65. Ayetin emrine de uymalısınız. Bu ayet-i kerimede Rabbimiz şöyle buyurmuştur:فَلاَ وَرَبِّكَ Hayır! Rabbine yemin olsun ki لاَ يُؤْمِنُونَ onlar iman etmiş olmazlar حَتَّىَ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin etmedikçe ثُمَّ لاَ يَجِدُوا فِي أَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ sonra senin verdiğin hükümden dolayı gönüllerinde hiçbir sıkıntı duymadıkça وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا ve tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça. Şimdi bu ayet-i kerime üzerinde biraz tahlil yapalım: Ayeti kerimenin başında şöyle buyrulmuş: فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ Hayır! Rabbine yemin olsun ki onlar iman etmiş olmazlar! Bu ifadeyle, mümin olduğunu iddia eden kişinin, bir işi yapmadıkça imanının tamam olmayacağı beyan buyrulmuş. Ve bundan sonra, imanın şartı olarak üç şey zikredilmiş. Birincisi: حَتَّىَ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ Aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin etmedikçe!.. İmanımızın kabulünün birinci şartı budur. Aramızda çekiştiğimiz bir meselede Peygamber Efendimiz (s.a.v)’ı hakem tayin edeceğiz. Bu ifadeden anlıyoruz ki, aramızda çekiştiğimiz mesele Kur’an’da açıkça beyan edilmemiştir. Zira açıkça beyan edilseydi, aramızda bir çekişme olmazdı. O halde eğer biz mümin isek ve imanımız varsa; Kur’an’da açıkça hükmü beyan edilmeyen ve aramızda tartışma konusu olan şeylerde, kafamıza göre hükmetmeyip, Peygamber efendimiz (s.a.v)’i hakem tayin edeceğiz. Peygamber efendimiz (s.a.v)’i hakem tayin etmek, meseleyi efendimizin hadislerine ve sünnetine götürmektir. Demek bir kimse, çekiştiği meseleyi Peygamberimizin sünnetine götürmüyorsa, Kuran’ın ifadesiyle, o iman etmemiştir. İmanın birinci şartını öğrendik: Çekiştiğimiz meseleyi Peygamberimize götürmek! İmanın ikinci şartı, ayetin devamında beyan edilir: ثُمَّ لاَ يَجِدُوا فِي أَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ Sonra senin verdiğin hükümden dolayı gönüllerinde hiçbir sıkıntı duymadıkça…Demek, sadece meseleyi Peygamberimiz (s.a.v)’e götürmek yeterli değildir. Ayrıca, Efendimizin hükmünü kabul etmek gerekir. Öyle bir kabul lazımdır ki, gönülde en küçük bir sıkıntı olmayacak. Yani kişi, “Bu mesele keşke şöyle olsaydı, böyle olsaydı.” Gibi düşünmeyecek. Peygamberimiz (s.a.v)’in o meseledeki hükmünü öğrenir öğrenmez, سَمِعْنَا و أَطَعْنَا “ işittik ve itaat ettik.” Diyecek. Eğer bunu diyemiyorsa, gönlünde sıkıntılar varsa, bu hâl ispat eder ki, onun imanı tamam olmamış ve kemale ermemiştir. Ayette zikredilen imanın üçüncü şartı da وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا tam bir teslimiyetle teslim olmaktır.