Âkâid-İzâle Tüm Yâzılar

Allah’u Teâla’yı Ahirette Görecek Miyiz ?

Allah'u Teâla'yı Ahirette Görecek Miyiz ?

بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

1) كَلاَّ Hayır! إِنَّهُمْ şüphesiz onlar -yani o kafirler- عَنْ رَبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ o gün Rablerinden لَمَحْجُوبُونَ elbette perdelidirler -yani kafirler Allah’ı göremezler, Allah’ı görmekten mahrumdurlar. (Mutaffifin 15) Cenab-ı Hak bu ayet-i kerimede, kafirlerin kendisini göremeyeceğini beyan etmiş ve bunu onlara bir ceza olarak vermiştir. Şimdi şunu bir düşünün: Eğer müminler de Allah’ı göremeyecek olsaydı, Allah’ı görememenin kafirlere tahsisi bir mana ifade eder miydi? Yani kimse Allah’ı göremeyecekse, ne diye ayet-i kerimede “Kafirler Allah’ı görmekten mahrumdurlar.” Denilerek, görememe kafirlere tahsis ediliyor?

Şimdi şöyle düşünelim:

Elinizde bir nimet var. Bu nimet hakkında şöyle deseniz: “Bu nimeti falana vermem.” Bu sözünüzden, bu nimeti diğerlerine vereceğiniz anlaşılmaz mı? Zira eğer kimseye vermeyecek olsaydınız, “Falana vermem.” Diyerek tahsis yapmaz ve “Kimseye vermem.” Derdiniz. Sizin “Falana vermem.” Sözünüz, ondan başkasına vereceğiniz manasına gelir. Aynen bunun gibi, Cenab-ı Hak da ayet-i kerimede “Kafirler o gün beni görmekten mahrumdurlar.” Buyurmuş. Bu ifadeden anlaşılır ki, kafir olmayanlar yani müminler, o gün Allah’ı görmekten mahrum değillerdir. Eğer müminler de mahrum olsaydı, mahrumiyetin kafirlere tahsisinin manası olmazdı. İşte bu sırdan dolayı İmam Şafi Hazretleri şöyle der: “Allah Teâlâ kafirleri kendisini görmekten mahrum etmiş ve bunu onlara ceza olarak vermiştir. Demek ki en büyük itaat olan iman sebebiyle kendisini müminlere gösterecek ve bunu onlar için bir mükâfat yapacaktır.”

O gün bir kısım yüzler parlaktır. Rablerine bakarlar. (Kıyamet 22-23) Bu ayet-i kerime çok açık bir şekilde, “Rablerine bakarlar.” İfadesiyle, müminlerin Allah’ı göreceğini haber vermektedir.

2) Allah’ın ahirette görüleceğine dair bir diğer delilimiz Kehf suresinin 107. ayetidir. Bu ayet-i kerimede şöyle buyrulmuştur:

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ Şüphesiz iman edip salih amel işleyenler كَانَتْ لَهُمْ جَنَّاتُ الْفِرْدَوْسِ onlar için Firdevs Cennetleri vardır نُزُلاً bir nüzül olarak…

Cenab-ı Hak bu ayet-i kerimede, Firdevs Cennetlerinin bir nüzül olduğunu beyan buyurmuştur. Nüzül: Asıl ikramdan önce yapılan küçük ikram demektir. Bir hükümdarın kendisine gelen misafirine, asıl ikramdan önce yaptığı ilk ikramdır. Şimdi, cennetin en üst makamı olan Firdevs Cennetleri bir nüzül ise, bu nüzule göre bir asıl olmalıdır. Aklınıza asıl olarak, Allah’ı görmekten başka bir ikram geliyor mu? Herhalde gelmiyordur. Çünkü cennetin üstünde, Allah’ı görmekten başka bir ihsan yoktur. Cennet ve içindeki bütün nimetlerin bir nüzül olduğu, Kur’an’da dört yerde geçmektedir. İşte bu nüzül ifadeleri ispat eder ki, Allah’ı görmek haktır ve hakikattir. Bu makamda şöyle bir soru sorulabilir: Kehf suresinin 102. Ayetinde, cehennemin de kafirler için bir nüzül olduğu bildirilmektedir. Peki, cehennem kafirler için bir nüzülse, onlar için asıl olan nedir? Büyük müfessir Fahrettin-i Razi Hazretleri bu konuda şöyle der: Kafir için cehennemden başka daha büyük bir azap vardır. Bu azap, kafirin Allah’ı görememesidir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: Hayır! Şüphesiz onlar o gün Rablerinden perdelidirler. (Yani Allah’ı göremezler.) Sonra onlar muhakkak o alevli cehenneme gireceklerdir. (Mutaffifin 15-16) Bu ayette Cenab-ı Hak, cehenneme girmeyi, Allah’ı görememeden sonra zikretmiştir. Bu da ispat eder ki, Allah’ı görememek, cehennemden daha büyük bir azaptır. Dolayısıyla cehennem nüzül ise, Allah’ı görememek asıldır. Demek hem cennet hem de cehennem, sakinleri için bir nüzüldür. Asıl olan ise, müminler için Allah’ı görmek, kafirler için ise Allah’ı görememektir.

3) Cerir İbni Abdullah Hazretleri der ki: Biz bir kere Resulullah (s.a.v)’in yanında otururken o dolunay gecesi aya bakarak dedi ki:

إِنَّكُمْ سَتَرَوْنَ رَبَّكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَيَانًا Şüphesiz siz kıyamet günü açık bir şekilde Rabbinizi göreceksiniz. كَمَا تَرَوْنَ هَذَا الْقَمَرَ Şu Ay’ı gördüğünüz gibi. لاَ تُضَامُونَ فِى رُؤْيَتِهِ onu görmekte (kalabalıktan dolayı) sıkıntı çekmeyeceksiniz. (Buhari, Tevhid, 24; Müslim, Mesacid, 37; Ebu Davud, Sünnet, 20; Tirmizi, Sıfetü-l Cennet, 17; İbni Mace, Mukaddime, 13; Ahmed İbni Hanbel, Müsned, no: 19211)

4) Adiyy İbni Hatim Hazretlerinden nakledilen hadis-i şerifte:

مَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ سَيُكَلِّمُهُ اللَّهُ رَبُّهُ Sizden her biriyle Rabbi olan Allah mutlaka konuşacaktır. لَيْسَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ تَرْجُمَانٌ Onunla arasında ne bir tercüman olacaktır وَلاَ حِجَابٌ يَحْجُبُهُ ne de onu örten bir hicap -yani görülmesine engel bir perde- olacak. (Buhari, Tevhid, 24; No: 7005, 6/2709)

Allah’u Teâlâ’yı müminler Cennette, cihetsiz olarak ve karşısında bulunmayarak ve nasıl olduğu anlaşılmayarak ve ihatasız, yani bir şekilde olmayarak görecektir. Allah’u Teâlâ’yı ahirette görmeye inanırız. Nasıl görüleceğini düşünmeyiz. Çünkü, Onu görmeyi akıl anlayamaz. Felsefecilere ve Mutezile’ye ve Ehl-i sünnetten başka bütün fırkalara yazıklar olsun ki, kör olduklarından, buna inanmaktan mahrum kaldılar. Görmedikleri, bilmedikleri şeyi gördükleri şeylere benzetmeye kalkarak iman şerefine kavuşamadılar. (Mektubat-ı Rabbani 2/67)

Mutezile diyor ki: Allah’ı görmek caiz değildir; Çünkü Hz. Musa Allah’ı görmek istemiş, ama Allah kendisini ona göstermemiştir. Eğer Allah’ı görmek caiz olsaydı, Allah, peygamberinin isteğini geri çevirmez ve kendisini ona gösterirdi. Madem göstermemiş, o halde Allah’ı görmek mümkün değildir.

Mutezile’nin bu sözüne karşı cevabımız:

1- Hz. Musa Allah’ı dünyada görmek istemiştir, Allah’ı dünyada görmek farklı bir meseledir, ahirette görmek farklı bir meseledir. Bizim bahsimiz, Allah’ı ahirette görmektir. Dolayısıyla Hz. Musa’nın Allah’ı dünyada göremeyişi, ahirette görülemeyeceğinin delili olamaz.

2- Hazret-i Musa Ulul Azm bir peygamberdir, yani peygamberlerin büyüklerindendir. Allah’ı en iyi peygamberler tanır. Eğer Allah görülemeyecek olsaydı, Hz. Musa Allah’ın bu sıfatını bilir ve böyle bir istekte bulunmazdı. Hz. Musa’nın Allah’ı görmek istemesi ispat eder ki, Allah’ı görmek caizdir.

3- Eğer Allah’ı görmek mümkün olmasaydı, Cenab-ı Hak Hz. Musa’ya, “Sen beni göremezsin.” Demez, “Ben görülemem.” Derdi. Ama “Ben görülemem.” Dememiş; “Sen beni göremezsin.” Demiş. Yani dünya şartları ve senin halihazırdaki fıtratın beni görmeye müsait değildir demiş. Bundan da anlaşılır ki, ahiret şartları ve insanın ahiretteki fıtratı Allah’ı görmeye müsaittir.

4- Hz. Musa Allah’ı görmek isteyince, Cenab-ı Hak Hz. Musa’nın isteğine cevaben: “Benim tecelli ettiğim dağ yerinde durabilirse sen de beni görebilirsin dedi ve daha sonra Rabbi dağa tecelli edince dağ yerle bir ediliverdi” (Araf, 143) Ayet-i kerimede beyan edilen, Allah’ın dağa tecelli etmesi, bir nevi rü’yet, yani görmedir. Demek ki dağ, bir nevi hayata, görme kabiliyetine nail olmuş, Allah’ı görme şerefine kavuşmuş, fakat bunun azamet tesiriyle parçalanmıştır. O halde, insan için de Allah’ı görmek mümkündür. Fakat insanlar bu görmeye, bu dünyada tahammül edecek bir kabiliyete haiz değildirler. Ehli iman ahiret hayatında, bu kabiliyete ve nimete nail olacaklardır.

Mutezile der ki: Bakara Suresi 55. Ayeti’nin beyanıyla, Hani bir zamanlar “Ey Musa biz Allah’ı açıkça görmedikçe senin sözünle asla inanmayacağız.” Demiştiniz de bunun üzerine sizi yıldırım çarpmıştı ve siz de bakakalmıştınız. Onların helak edilişi ispat eder ki, Allah’ı görmek caiz değildir. Eğer Allah’ı görmek caiz olsaydı, Allah’ı görmek isteyen bu kişiler helak olmazdı.

Mutezilenin bu deliline karşı cevabımız: Bu kişiler, Allah’ı görmek istedikleri için değil, küfürlerinden dolayı helak edilmişlerdir. Şöyle ki: Bir peygamber mucize gösterdikten sonra ona iman etmek gerekli olup, ondan bir daha mucize istemek caiz değildir. Helak edilen bu kişiler, Hz. Musa’nın birçok mucizesine şahit olmuşlardır. Buna rağmen ayetin beyanıyla: “Ey Musa! Biz Allah’ı açıkça görmedikçe sana iman etmeyeceğiz.” (Bakara,55) diyerek, onca mucize görmelerine rağmen, bu sefer de Allah’ı açıkça görmeyi Hz. Musa’dan talep etmişler; iman etmelerini de bu şartın tahakkukuna bağlamışlardır. İşte bu sözleri onları kafir yapmış ve küfürleri sebebiyle de helak edilmişlerdir. Demek onların helak edilişi, Allah’ı görmek istemelerinden değil, küfür ve inatlarındandır.