Âkâid-İzâle Tüm Yâzılar

Din Bilgilerinin Günümüze Nakli

بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin oğlu ve halifesi Muhammed Ma’sûm Farûkî’dir. Muhammed Ma’sûm Fârûkî hazretlerinin mektuplarını ihtiva eden Mektûbât-ı Ma’sûmiyye isimli bu eserde 16. mektupta buyuruluyor ki “ İman, kelime-i tevhidin her iki kısmına (La ilahe illallah=Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammedün resûlullah= Muhammed aleyhisselâm Allah’ın peygamberidir) inanmaktır.” Yani Müslüman olmak için Allah’tan başka ilah olmadığına inanmak lazım olduğu gibi Muhammed aleyhisselâmın Allahü teâlânın peygamberi olduğuna da inanmak şarttır.

Kur’ân-ı kerîm, Allah kelâmıdır. Allahü teâlâ, Cebrâil ismindeki melek ile Kur’ân-ı kerimi Muhammed aleyhisselâma göndermiştir.

İslamiyet, Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i şeriflerdir. Muhammed aleyhisselâm, Kur’ân-ı kerimi ashâbına tefsir etmiş açıklamıştır. Bu açıklamalara hadîs-i şerif denir. Sahabîler de bu bilgileri kendi talebeleri olan tabiîn devri âlimlerine, onlar da talebeleri olan tebe-i tabiîn ulemasına nakletmişlerdir. Her devirde yaşayan ehl-i sünnet âlimleri büyük bir hassasiyetle bu ilimleri kitaplarına geçirmişlerdir. Böylece İslam ilimleri günümüze kadar nakil yoluyla sağlam bir şekilde ulaşmıştır.

Ehl-i sünnet âlimleri, eserlerinde Kur’ân-ı kerîmin tefsirleri olan Peygamber efendimizin sözlerini nakletmişler ve senelerce geceli gündüzlü çalışarak bu hadîs-i şeriflerde bildirilen hükümleri insanların anlayabileceği şekilde şerh etmişlerdir. “Men fesser’el Kur’âne bi re’yihi fekad kefere= Kim Kurân-ı kerimi kendi anlayışına göre tefsir ederse kâfir olur.” hadîs-i şerifi gereğince kendi görüşlerine göre hüküm vermekten sakınmışlardır. Bu sebeple ehl-i sünnet âlimlerinin ilmihâl kitaplarına göre itikadını ve amellerini düzelten bir Müslüman, Kur’ân-ı kerîme ve hadîs-i şeriflere uymuş olur. Böylece “Ümmetim arasında fitne, fesad yayıldığı zaman sünnetime yapışana yüz şehid sevabı vardır.” hadîs-i şerifindeki müjdeye kavuşması müyesser olur.

Dört hak mezhepten birisinin (Hanefî, Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî) âlimlerine ehl-i sünnet âlimi denir.

Abdullah bin Amr bin As, her hadisi yazar, Resulullah efendimiz buna mani olmazdı. Hatta bazıları, (Sen her şeyi yazıyorsun. Ama Resulullah da insandır. Öfkeli iken de söz söyler) dediler. Durumu Resulullaha arz edince, mübarek parmağını ağzına götürüp, (Yaz! Allah’a yemin ederim ki, bu ağızdan hak sözden başkası çıkmaz) buyurdu. (Ebu Davud, Hakim)

Şu âyet-i kerime de aynı mealdedir:
(O, kendisine vahyedilenden başkasını söylemez.) [Necm 3,4]

Bir sahabi, hadis-i şerifleri ezberleyemediğini arz edince, Resulullah efendimiz, yazarak muhafaza etmesini isteyip, (Sağ elinden yardım iste) buyurdu. (Tirmizi)

Rafi bin Hadic hazretleri, (Sözlerinizi yazalım mı ya Resulallah?) diye sorunca, ona da (Evet yazın) buyurdu. (Rame hürmüzi)

Yine hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Hadislerimi senedi ile birlikte yazın. Eğer o hadis doğru ise ecirde ravi ile ortak olursunuz. Eğer yanlış ise, onun vebali isnat edilen ravinin üzerine olur.) (Hakim, Ebu Nuaym)