Tevessül Şefaat İstiğase Teveccüh İstiâne Caiz Midir ?
Tevessül Şefaat İstiğase Teveccüh İstiâne Caiz Midir ?
بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
Sual: Biz bir insan olarak herkesten yardım istiyoruz, bazıları ise Allah’tan başka, ne türlü olursa olsun yardım istemek şirktir diyorlar. Bunun caiz olan ve olmayan kısımları nelerdir? Yani istiğâse, istiane, tevessül, teveccüh, şefaat ne demektir ve bu konu hakkında kaynak var mıdır..?
El Cevap: Bunların kısaca anlamı Allah’ın affına, yardımına veya başka bir isteğe nail olabilmek için kişinin kendisi ile Allah (c.c) arasına Peygamberleri, evliyaları, enbiyaları kısaca büyük zatları, vesile ederek yani araya koyarak istekte bulunmasıdır ve hepsi de caizdir. Caiz olmayan tek şey, Allah’tan başkasını yaratıcı bilmek, Allah’u Teala dilemeden onun kendiliğinden fayda ve zarar verebileceğine inanmaktır. İtikad’ı sağlam bir Müslüman da zaten Allah’tan başkasını yaratıcı bilmez. Şimdi bu hususlara önce örnek verip ardından batıl emelleri için ileri sürdükleri delil die aldıkları hususları açıklayalım…
Enes Bin Mâlik (r.a.) rivayet ettiğine göre: Hz. Ali (r.a.)’ın annesi Fâtıma Binti Esed (r.a.) vefat ettiği zaman, Hazreti Peygamber (s.a.v.) onun kabrini kazmış ve mübarek elleriyle toprağını kazımış sonra yanı üzerine kabre yatırıp, şöyle dua etmiştir: Allah öyle bir Allah’tır ki diriltir ve öldürür. O Allah diridir, ölmez. Peygamberinin ve benden önceki peygamberlerinin hakkı için, Fatıma Binti Esed’i affet, ona kelime-i tevhidi telkin et ve kabir rahatlığı ver. Çünkü sen merhametlilerin en merhametlisisin. Dört defa tekbir getirdikten sonra Hz. Abbas ve Hz. Ebu Bekir (r.a.) onu lahde yerleştirdiler. (İmam Taberânî, El Mucemul Kebir, cilt XXIV, sayfa 352; El Mucemul Evsat, cilt 1, sayfa 152-191; Ebu Nuaym, Hılyetul Evliya, cilt III, sayfa 121; Hakim cilt 3, sayfa 116; Nebhani, Huccetullah, cilt 2, sayfa 1097); Şevahidul Hak, sayfa 153; İbni Abdilberr, İstiab cilt 4, sayfa 1891)
Hafız Suyutî ve İbni Abdilber hadisin sahîh olduğunu söyler. Şeyh Yusuf Nebhani’de bu hadisi İbni Ebi Şeybe’nin başka bir senetle Hazreti Cabir’den tahriç ettiğini ve hadisin sahîh olduğunu söyler. (Şevahidül Hak, sayfa 153)
İmam Beyhaki (r.h.) diyor ki: Abdullah İbni Ahmed İbni Hanbel (r.a.) dedi ki: Babamdan (Ahmed İbni Hanbel’den (r.a.) şöyle duydum: Ben üçü yaya ikisi binekle olmak üzere 5 defa hac yaptım bir defasında yaya hac yapmaya giderken yolumu kaybettim ey Allah’ın hizmetkarları bana yardım edin diye yolumu buluncaya kadar böyle bağırdım. (Şuaybul İman, cilt 6, sayfa 128, hadis no: 7697)
İbn Hacer El Heytemî dedi ki: İmâm Şâfî, Ehl’i Beyt ile tevessül’de bulunurdu. (Savâikul Muhrikali Ehlid Dalâli Vez Zendeka)
İbn Hacer El Heytemî dedi ki, İmâm Şâfî şöyle anlatıyor: Bir ihtiyacım olduğunda, iki rekât namaz kılar, Ebû Hanîfe’nin mezarına gidip, orada duâ ederdim. Onun bereketiyle ihtiyacım derhal karşılanırdı. (El Hayratül Hisan, sayfa 94)
İbnûl Cezerî (r.a.) diyor ki: Bir insan dua ederken Evliya ve Enbiya’yı vesile tutarak dua etmelidir ve duasını bitirdikten sonra ellerini yüzüne sürmelidir. (El Hisnul Hasin Min Kelami Seyyidil Murselin, sayfa 25)
İbni Hacer El Askalani (r.a.) dedi ki, İmam Hakim (r.a.) dedi ki, Ebu Eli Nişabûri’den duydum diyordu ki: Güçlü bir deprosandaydım ve o gece rüyamda Resulallah’ı (s.a.v.) gördüm, bana Yahya Bin Yahya’nın (r.a.) kabrine gitmemi, istiğfar etmemi ve onu vesile tutarak Allah’tan, sorunların çözülmesi için dua etmemi buyurdular. Bunu yaptım ve sabah tüm sorunlar çözüldü. (Tehzibut Tehzib, cilt 4, sayfa 398)
Ebû Sâdık Hz. Ali (r.a.)’ten nakleder ki: Nebi (s.a.v.) vefat edince 3 gün sonra 1 bedevi gelip kabrinden başına toprak saçtı ve Nisa, 64. Ayet’i okuyarak (Onlar kendilerine zulmettikleri vakit sana gelip de Allah’tan mağfiret dileselerdi onlara sen de mağfiret isteseydin elbette Allah’ı, tevbeleri hakkıyle kabul edici, çok esirgeyici bulacaklardı.) vesile yaptı. (Kurtubî Tefsiri, Nisa, 64)
Muhammed’in ve Ali’nin hakkı için, bizi onun yolundan, dininden ayırmasın. (İmam Kurtubî, El Camiu’li Ahkamil Kuran Tefsiril Kurtubi, Tevbe, 100)
İmam Ebûl Ferec İbnul Cevzi El Hanbeli dedi ki: Eziyet çekiyordum çünkü ağrılarım artmıştı, aciz kalmıştım ve kendimi tedavi edemiyordum. Bu sebebten salihlerin mezarına ziyarete gittim. (Saydul Hadr)
İbn Hibban (r.h.) eserinde: Ehli Beyt İmamı, İmam’ı Ali Bin Musa Er Rıza (r.h.) kabrini ziyaret eder problemlerini arz ettiğini beyan eder. (Es Sikat)

İmâm Nevevî (r.a.) şöyle demiştir: İlimde büyük hisse sahibi olan bazı şeyhlerimiz, içlerinden birinin katırı kaçtığında bu Hadisi Şerifle amel ederek, Allah’ın kullarından yardım istediklerini ve o anda hayvanlarının bulunduğunu bize nakletmişlerdir. Bir kere benim de aralarında bulunduğum bir cemaatte, hayvan kaçmaya başladı, insanlar onu tutmaktan aciz kalınca ben bu istiane’yi (yardım isteme lafzını) söyledim. Benim bu sözümden başka görünen hiçbir sebep ortada yokken hayvan o anda durdu. (İbni Allan, El Fütuhatür Rabbaniyye, cilt 5, sayfa 150-151)

Sahabeden Osman Bin Huneyf nakleder ki: Âmâ 1 sahabe nebi (s.a.v.)’e gözlerinin şifa bulması için geldi efendimiz abdest alıp 2 rekat namaz kılmasını ve duasında, Ey Allah’ım rahmet peygamberin ile sana yöneliyor ve onu şefaatçı kılıyorum. (İbn Mace Es Sünen, Darus Selam, hadis no 1385, sayfa 19)
İbn Abidin El Hanefi der ki: Ben Allah (c.c.)’ye Nebi (s.a.v.) ile itaat ehlinden her muazzam makam sahibiyle ve imamımız İmâm Azam Ebû Hanife’yle tevessül ederek, lütuf ve kereminden bu işi bana kolay eylemesini, doğru ilham buyurmasını kusurlarımı bağışlamasını, hatalarımı af etmesini niyaz ederim. (İbn Abidin El Hanefi, Reddul Muhtar, cilt 5, sayfa 54)
Hanefi Fakih Şeyhi Zade Abdurrahman (r.a.) der ki: Esselamu aleyke ya Rasulullah, senden büyük şefaati istiyorum. Senin dinin ve sünnetin üzere ölmek ve Allah’ın salih kullarının zümresinde haşr edilmem için seninle Allah’a tevessül ediyorum. (Mecmaul Enhur Fi Şerhi Multekal Ebhur, cilt 1, sayfa 464)

Resulullah Efendimiz şöyle buyuruyor: “Adem aleyhisselam hataya düştüğü zaman Ya Rabbi! Muhammed hakkı için beni affetmeni senden diliyorum dedi. Allah’u Teala’da: Ey Adem! Muhammed’i henüz yaratmadığım halde sen onu nasıl bildin? diye sordu. Adem aleyhisselam’ da: Ya Rabbi! Beni yarattığımda başımı kaldırdım ki, Arş’ın sütunlarında: “La ilahe ilallah, Muhammedür Rasulullah” yazılı olduğunu gördüm. Senin ismine bitiştirdiğin kimsenin, muhakkak ki senin en çok sevdiğin bir kimse olduğunu anladım dedi. Allah’u Teala’da: Ey Adem! Doğru söyledin. O hakikaten yarattıklarım içinde en çok sevdiğimdir. Madem ki onun hakkı için benden affını istedin ben de seni affettim. Zaten o olmasaydı seni yaratmazdım, buyurdu. (Hakim El Müstedrek, no 4228, 2/672, Beyhaki, Delailün Nübüvve 5/489)

İmam Subki (r.a.) peygamber efendimizin zatı ile tevessül hakkında der ki, ve diyorum ki: Peygamber (s.a.v) ile tevessül (Allah’ın rahmetine yakınlaşma vesilesi kılma) her durumda caizdir; yaratılmadan önce, yaratıldıktan sonra, dünya hayatı boyunca, vefatından sonra berzah âleminde, ayrıca yeniden dirilişten sonra mahşer meydanın da ve cennette de. (Şifas Sikam Fi Ziyareti Hayril Enam, sayfa 358)
Karşıt Tarafın Delillerine Açıklamalar:
Gerçek şu ki, insanı biz yarattık ve nefsinin ona neler fısıldadığını da çok iyi biliyoruz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız. (Kâf Suresi 16. Ayet)
(Süleymân, Sebe melikesinin kendisine geleceğini öğrenince çevresindekilere,) “Ey ileri gelenler! Onlar bana teslim olmuş olarak gelmeden önce, sizden kim onun (Sebe melikesinin) tahtını bana getirebilir?” dedi. Cinlerden bir ifrit, “Sen (daha) oturduğun yerinden kalkmadan önce, ben onu sana getirebilirim ve gerçekten ben bu işe güç yetirecek, güvenilir biriyim” dedi. Yanında kitaptan bir ilim bulunan kimse ise (Süleymân’a), “sen gözünü kırpmadan (göz açıp kapayacak kadar bir zamanda) ben onu sana getiririm” dedi (ve iznimizle, getirdi). Onu, (tahtı) yanı başında duruyor görünce dedi ki: “Bu Rabbimin lütfundandır, (ezelî ve ebedî ilmi ile her şeyi hakkıyla bilen Rabbimin) şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim (bu, bana göstermek üzere) beni sınamasıdır. (Her) kim şükrederse, (yalnızca) kendi (iyiliği) için şükretmiş olur, kim de (Allah’ın kendisine vermiş olduğu nimetlere) nankörlük ederse, (şunu iyi bilsin ki Allah, onun şükründen müstağnidir,) şüphesiz, Rabbim hiç kimseye ve hiçbir şeye muhtaç değildir, (o) sonsuz lütuf ve kerem sahibidir.” (Nêml 38-39-40) Bu Ayetlerde Allah (c.c.), ben sana şah damarından daha yakın iken, niçin başkasından istedin? İnsanların yapamıyacağı bir şeyi, benden başkasının gücü yetmeyeceği bir şeyi, niçin benden istemedin demedi. Çünkü, Süleyman aleyhisselam, Allah’u Teâlâ’nın Peygamberi idi. Bu sözün, bu dileğin, sebeplere yapışmak olduğunu ve sebeplere yapışmanın onun dinine uygun olduğunu biliyordu. O halde haşa Ayet’ler birbiri ile çelişiyor mu? Zira verdiğiniz delili sizin gibi alır isek sonuç bu şekilde çıkıyor…
İnsanlar (kıyamet günü) toplandığında, o taptıkları kendilerine düşman oluverir, onların ibâdetlerini de inkâr ederler. (Ahkâf Suresi 6. Ayet)
İmam Taberi kendisine yalvarılan şeylerin cevap verememesinin ve habersiz olmalarının sebebini şöyle açıklamıştır: Çünkü onlar taştır, odundur ve benzerleridir. (Allah’ın veli kullarının ruhaniyetlerini taşlar, odunlar vb. şeyler ile aynı kefeye koymak akıl karı değildir.)
Eğer onları, (putları, yardımınıza) çağırsanız, çağrınızı işitmezler, (farz-ı muhâl) işitseler bile, size cevap veremezler. Hesap günü ise sizin (kendilerini Allah’a) ortak koşmanızı reddederler. (Ey insan!) Sana hiç kimse, her şeyden haberdar olan (Allah) gibi (hakikatlerden) haber veremez. (Fâtır Suresi 14. Ayet) İbn Kesir, Fâtır Sûre’si 14. Ayet tefsirin de şunları söyler: Bunlar öyle ilahlardır ki! Müşrikler Allah’tan gayrı kendilerine dua ettiklerinde duymazlar zira bunlar ruha sahip olmayan taşlar veya odunlardır.
İmâm-ı Azam Ebu Hanife (r.h.) Hazretleri’nin Tevessülü yok saydığına dair getirdikleri delil: “Dua eden kimsenin filânın hakkı için yahut peygamberlerinin ve resûllerinin hakkı için Beyt-i Haram’ın ve Meş’ar-i Haram’ın hakkı için senden dilekte bulunuyorum demesi mekruhtur.”
Söz konusu ifade de İmam-ı Azam Ebu Hanife (r.h.) Hazretleri’nin bunu Mu’tezile fırkasına bir reddiye amacıyla demiştir. Zira Mu’tezile fırkası diyor ki: Vücûb Alellah yani Allah’u Teâlâ Hazretleri’ne, kullarına faydalı şeyleri yaratması vacip yani zorunludur diyor. Molla Aliyyu’l Kari (k.s.) bu sözün izahı için buyuruyor ki: Bu mekrûhluk hâk sözüne vâciblik mecbûriyyet manâsı yüklendiği takdîrdedir. Zîrâ, vâciblik veya mecburiyet manasında kimsenin Allah (c.c.) üzerinde hakkı yoktur. (Molla Aliyyu’l Kari, Fethu Babil İnaye Bi Şerhin Nikaye, cilt 3, sayfa, 330)
3 thoughts on “Tevessül Şefaat İstiğase Teveccüh İstiâne Caiz Midir ?”