Reddiyeler Tüm Yâzılar

Takiyyuddin İbn Teymiyye

Takiyyuddin İbn Teymiyye

بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

İslam düşünce tarihinde leh ve aleyhinde en fazla konuşulan isimlerin başında Takiyyuddin İbn Teymiyye gelmektedir. (1263/1328) yılında Harran’da doğan İbn Teymiyye, Hanbeli mezhebinin güçlü âlimlerini içerisinde barındıran bir aileye mensuptur. Dedesi Mecdüddin İbn Teymiyye pek çok alanda eser veren bir âlimdir. Babası Abdulhalim’de, Harran yöresinde etkin olan bir Hanbeli fakihidir. Moğolların Bağdat’ı işgal etmeleri ve Bağdat merkezli saldırılarını Harran’a kadar genişletmeleri üzerine İbn Teymiyye ailesi (1269) yılında Dımaşk’e göç eder. Babası başta olmak üzere birçok hocadan ders okuyan İbn Teymiyye, 683’te Sükkeriyye Darulhadisine hoca olarak atanır. Bir yıl sonra da Emeviyye Camii’nde tefsir dersleri vermeye başlar. Kısa zamanda şöhreti Dımaşk başta olmak üzere mücavir şehirlere de yayılan İbn Teymiyye VIII/XIV. yüzyılın başlarından itibaren kendisini ilmi ve fikri tartışmaların içerisinde bulur. Ehl’i Sünnet’in itikadi mezheplerine özellikle de Eşari’liğe sert tenkitler yöneltir. Sıfatlar ve müteşabihat meselesinde Selef’i Salihi’nin usulünü benimsediğini iddia ederek ayet ve hadisleri zahiri anlamlarında anlar. Verdiği fetvalarla da birçok konuda mezhepler arası icmaya muhalefet eder. Mevcut İslam’i disiplinlerin hemen tamamına itirazları olan İbn Teymiyye en sert eleştirilerini tasavvufa yöneltir. İbn Arabi’yi ve onun görüşlerini benimseyen mutasavvıfları açıkça tekfir eder. Çeşitli devlet adamları ve kadıların katıldığı meclislerde çok defa muhakeme edilen İbn Teymiyye Kahire’de dört Kâdi’l Kudât’ın katıldığı bir mahkemede Allah’u Teala’yı insan suretinde algılama cürmünden dolayı Kahire kalesine hapsedilir. Ehl’i Sünnet akidesine muhalif görüşlerinden ve icmaya aykırı fetvalarından dolayı farklı zamanlarda defaatle yargılanıp hapisle cezalandırılır. İbn Battuta, İbn Hacer El Heytemi, Takiyyuddin Es Sübki, Tacüddin Es Sübki, Kemaleddin İbnüz Zemlekâni, Şihabuddin İbn Cehbel ve Ebu Hayyan gibi muasırı olan âlimler tarafından görüşleri tenkit edilen İbn Teymiyye, hakkında yazılan reddiyelerin de etkisiyle zamanla ilk yıllardaki itibarını kaybeder. Osmanlı’nın son dönemlerinde Hicaz’da ortaya çıkan Muhammed b. Abdulvahhab’ın başlattığı hareket, İbn Teymiyye’nin fikirlerinin yeniden canlanmasına zemin hazırlar. İbn Abdulvahhab’a nisbetle Vehhabilik olarak tanınan ve zamanla siyasi bir boyut kazanan hareket Suudi Arabistan Krallığı’nın kurulmasında da etkili olur. Kendisini Selefiyye olarak tanımlayan “Vehhabilik” hareketi zamanla Suudi Arabistan başta olmak üzere İslam coğrafyasının önemli bir bölümünde nüfuz elde eder. Selefilere ve Vahhabilere göre içtihatlarıyla İslami ilimlerin gelişmesine katkıda bulunan bir müçtehit olan İbn Teymiyye, İmam Subki başta olmak üzere Ehl-i Sünnet hassasiyetine sahip bir çok âlime göre ise asırlar sonra teşbih ve tecsim akidesini canlandıran bir Haşevi’dir. İnsanlar ona dayanarak Maturidi ve Eşâri mezhebine müntesip Müslümanları “Ehl-i Zeyğ” olarak nitelemekten çekinmemişlerdir. Bu ahveller, İbn Teymiyye’nin itikadi görüşlerini ve tevhit anlayışını tahlil etmeyi bize gerekli kılmıştır.

İbn Teymiyye’nin, tecsim akidesini zaman zaman konuşmalarına taşıdığı, minber ve kürsülerde savunduğu bilinmektedir. Çağının tanıklarından İbn Battuta, Ebu Hayyan ve İbn Cehbel’in şahadetleri bu noktada önem arz etmektedir. İbn Battuta’nın seyahat ettiği ülkelerdeki gözlem ve hatıralarını anlattığı “Tuhfetu’n-Nuzzar Fî Ğaraibi’l Emsar” adlı eseri, İbn Teymiyye ve Onun tecsim akidesi ile alakalı ilginç bilgiler vermektedir: Dımaşk şehrinde çeşitli konularda konuşan fakat aklından zoru olduğu anlaşılan Hanbeli fakihlerinin ileri gelenlerinden Takıyyuddin İbn Teymiyye adında biri vardı. Halka vaaz verir, insanlarda Ona karşı ileri derecede saygı gösterirlerdi. İbn Teymiyye, yaptığı bir konuşmadan dolayı fakihlerin tepkisini çekmişti. El Meliku’n Nasır’ın huzuruna çıkarılıp, kadılar tarafından sorgulandı ve hapse atıldı. Yıllarca hapiste kaldı. Annesinin ricası üzerine sultan onu serbest bıraktı. Ve yine İbn Teymiyye, Dımaşk’te bulunduğum sırada önceden tutuklanmasına sebep olan ifadeleri tekrar etti: Cuma günü cemaat olarak hazır bulunduğum camide, insanlara vaaz ve nasihatte bulunurken minberin merdiveninden bir basamak aşağıya inerek, “muhakkak ki Allah Teala benim buradan indiğim gibi dünya semasına inmektedir.” Şeklinde bir cümle sarfetti. Maliki fakihi İbn Zehra söylediklerine karşı çıktı. Cemaatte ayağa kalkıp sarığı başından düşünceye kadar ona dayak attı. Neticede bir daha tutuklandı ve hapsedildiği kalede ölünceye kadar tutuklu kaldı. (Kevseri, El Esma Ve’s Sıfat, sayfa 377)

İmam Es Sübki (v. 756) “Es Seyfu’s Sakîl Fî’r Reddi Alâ İbn-i Zefîl” adlı eserinde, Ebû Hayyan’ın belli bir dönem kendisinden övgüyle bahsettiği İbn Teymiyye’yi “Kitabu’l Arş” adlı eserini okuduktan sonra ölünceye kadar lanetlediğini yazmaktadır.

Önde gelen Şafi fıkıh ve hadîs âlimlerinden Muhammed İzz İbni Cemaa, onun için “Allah’u Teâlâ’nın dalalete sürüklediği, azdırdığı ve zillet gömleği giydirdiği kimsedir. İslâm âlimlerine ve bilhassa Hulefa-i Raşidine karşı ahmakça itirazlarda bulunmuştur.” demiştir. (İbni Hâcer’i Mekki El Cevherül Munzam)

Sadreddin-i Konevi, İbni Arâbi Hazretleri gibi tasavvuf büyüklerine saldırmış. “Gazali’nin kitapları uydurma hadîs ile dolu.” demiştir. (Hadika)

İmâm-ı Süyuti Hazretleri buyuruyor ki: “İbni Teymiye kibirliydi, kendîni beğenirdi. Herkesten üstün görünmek, karşısındakini küçümsemek, büyüklerle alay etmek âdeti idi.” (Kamul Muarıd)

İbni Battuta, İbni Hacer’i Mekki, İmam’ı Sübki, kendi oğlu Abdulvehhab, İzzeddin Bin Cema’a, Ebu Hayyan Zahiri, Zahidül Kevseri, Yusuf-i Nebhani, İmam’ı Şarani, Ahmed Bin Seyyid Zeyni Dahlan, Şeyhül İslam Mustafa Sabri Efendi gibi nice âlimler İbni Teymiye’ye reddiyeler yazmış, dalalet ve küfürlerini açıklamışlardır. Üstad Necip Fazıl’da, 14. asrın irşad kutbu Seyyid Abdülhakim Arvasi, “İbni Teymiye dini içinden zedeleyen mülhid’dir” buyurdu, diyor. (Türkiye’nin Manzarası kitabı)

İbni Teymiye’nin sözlerinin kıymeti yoktur. O, dalalettedir ve Müslümanları dalalete sürüklemektedir. Müslümanların icmasından ayrılmış, bid’at yolunu tutmuştur. İslam âlimleri, onun dalalette (sapık) olduğunu, sözbirliği ile bildirdi. (Tahir Muhammed Süleyman Zahiretül Fıkhil Kübra)

İmam’ı Sübki Nebras haşiyesinde bildiriliyor ki: “Kitab-ül Arş” onun en çirkin kitaplarındandır. Ona Şeyhül İslam diyenin kâfir olacağını söyleyen âlimler vardır.

İmam’ı Şarani hazretleri buyuruyor ki: İbni Teymiye tasavvufu inkâr eder, evliyaya, ariflere dil uzatırdı. Kitaplarını okumaktan, yırtıcı hayvandan kaçar gibi kaçılmalıdır. (Tabakatül Kübra)

İbni Hacer’i Askalani hazretleri buyuruyor ki: İbni Teymiye, “Kabri Nebeviyi ziyaret için sefere çıkmak haramdır. Hazreti Ali iman ettiği zaman çocuk olduğu için Müslümanlığı sahih olmadı. Hazreti Osman malı çok severdi” diyerek Ashab’ı Kiram’ın büyüklerine dil uzattı. (Ed Dürerül Kamine)

İbni Hacer’i Mekki hazretleri buyuruyor ki: İbni Teymiye, peygamberlerin masumiyetini (günahtan korunmuş olduklarını) reddetmiştir. Halbuki, masumiyet Peygamberlerin sıfatlarındandır. Başta Peygamber efendimizin kabri şerifleri olmak üzere Ashab’ı Kiram’ın, velilerin, âlimlerin ve salih müslümanların kabirlerinin ziyaret edilmesine karşı çıkmış, bunları şefaate vesile kılmayı da haram saymıştır. (Fetava’i Hadisiyye)

Hâşâ Allah’ın Arş’ın üstünde olduğunu ispat etmek için diyor ki: Allah dilerse, bir sivrisineğin sırtına yerleşir de, sivrisinek onun kudreti ve rububiyet’inin lutfü ile onu yüklenip kaldırır. Böyleyken Allah Arş’ın üzerine nasıl yerleşmez..? (Beyan Telbis El Cehmiyye, sayfa 243)

Bu konuda, Zahid-ül Kevseri diyor ki: İbni Teymiyye’nin Allah’u Teâlâ hakkındaki sözü işte budur. Sanki mabudunun sineğin sırtına oturması, gerçek bir işmiş gibi, bunu Allah’u Teâlâ’nın, sineğin sırtından daha geniş olan Arş’ın üzerinde karar kılmasına delil olarak ileri sürüyor!.. Allah’u Teâlâ, bundan münezzehtir. İbni Teymiyye ve yandaşlarından önce, insanlardan, böylesi akılsızca bir söz söyleyen bir kimseyi bilmiyorum. Bu öyle bir cinnet getirmektir ki, üzerinde hiçbir cinnet getirmek yoktur. Allah, onların vasfettiklerinden münezzehtir. Sineğin taşıdığı bir mabud tasavvur eden biri, muhatap bile alınmaz. (Makalatül Kevseri, sayfa 301)

Zehebî, İbn Teymiyye’ye yazdığı bir mektupta ona şunu söylemiştir: “Sen, risâlelerinde Selef Akâidi’ni yazdığını iddia etmişsin. Bu doğru değildir, sen kendi görüşlerini yazmışsın. Geçmişte ben, felsefeyle meşgul olma diye sana nasihatte bulunmuştum, Sen beni dinlemedin. Yine de felsefeyle meşgul oldun. Böyle yapmakla da sen zehir içmiş oldun!” Zehebî, felsefeyi zehir olarak adlandırmıştır. (Muhammed Enver Şâh El Keşmîrî, Feydul Bârî Alâ Sahîhil Buhârî, 5/624, Dârul Kutubil İlmiyye, Beyrut 2005)

Zehebî, İbn Teymiyye hakkında: “Her iki taraftan; onun arkadaşlarından da muhaliflerinden de eziyet gördüm. Ben aslî ve fer’î meselelerde ondan ayrıldım.” (İbn Hacer, Ed Dürerül Kâmine, cild 1, sayfa 176)

Büyük Alim İbni Hacer-i Mekkî hazretleri, Fetâvel Hadîsiyye kitabında diyor ki: “Allah’u Teâlâ, İbni Teymiyye’yi dalalete, felakete düşürdü. Gözlerini kör, kulaklarını sağır etti. Birçok âlim, bunun işlerinin bozuk, sözlerinin yalan olduğunu bildirmişler ve vesikalarla ispat etmişlerdir. Büyük İslâm Alimi Ebül Hasenil Sübkî’nin ve oğlu Tâcüddîn-i Sübkî’nin ve İmâm-ül’iz Bin Cemâ’anın kitaplarını okuyanlar ve onun zamanında bulunan Şafi, Maliki ve Hanefi âlimlerinin, kendisine karşı sözlerini ve yazılarını inceleyenler, sözümüzün doğruluğunu iyi anlar.”

Hindistanlı Ehl-i Sünnet Alimlerinden Mevlana Muhammed Fadlurresul 1849 senesinde telif ettiği eserinde şöyle diyor: Biliniz ki bu İbni Teymiyye bed mezheb (yolu kötü), nefsine mağlup, Ehli Sünnet’ten hariç bir kimsedir. Allah’u Teala için cihet (yön) söylenir dedi. İmam’ı Sübkî ona reddiye yazdı. Tabakat’ı Sübkî’de bunlar anlatılmaktadır. Sonradan çıkan bu fırkanın (Vahhabilerin) onunla çok uygunlukları ve ilgileri vardır. (Tashih’ül Mesail, sayfa 44)

Kâdızade Ahmed Efendi, İmam’ı Birgivî’nin kitabının şerhinde şöyle diyor: Allah’u Teala gökte ve yerde değildir, mekândan münezzeh’tir. Mekân ve zaman O’nun şanına muhaldir, sağda, solda, önde, arkada, üstte ve altta değildir. Allah’u Teala cisim ve cismanî olmaktan münezzeh’tir. Bir tarafta (cihette) olmaktan da münezzeh’tir. İbni Teymiyye ve yolundakiler, Allah’u Teala üst taraftadır dediler. (Birgivî Vasiyetname Şerhi, sayfa 24)

Hâfız İbni Hacer’i Mekkî (Heytemî) diyor ki: “İbn Teymiyye’nin, “Allah’ın cismi ve ciheti (yönü) ve intikal etmesi (yer değiştirmesi) var olup, boyutu Arş’ın boyutu kadardır, ondan ne daha az, ne de ondan daha büyüktür” demesinden, onun çirkin sözünün açıkca küfür olan bu yalanından Allah’u Teala uzaktır. Allah onu ve kendisine tabi olanları utandırıp onun itikadında olan zümrenin topunu dağıtıversin (Fetâvel Hadîsiyye, Beraatü’l Eşariyyin Min Akaidil Muhâlifin, sayfa 438)