Âkâid-İzâle Tüm Yâzılar

Sihir Büyü Ve Nazar Hak Mıdır ?

بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Yahûdîler,) Süleymân’ın mülkü (hükümranlığı) hakkında, (Süleymân peygamber değil, bunca mülkü saltanatı hükümranlığı sihir ile elde etti diyen cinnî ve insî) şeytanların yalanlarına uydular. (Hakikat şu ki;) Süleymân, (tarafımızdan gönderilmiş bir peygamberdi. O asla sihir yapmadı ve) asla küfre girmedi. Velâkin o şeytanlar (hakkı inkâr edip, peygamber hakkında yalanlar söylemekle ve saptırıp küfre düşürmek maksadıyla) insanlara sihir öğretmekle (kendileri) küfre düşmüşlerdi. Ve (ayrıca o şeytanlar,) Bâbil (şehrin) deki iki meleğe (iznimizle insan sûretine girmiş olan) Hârût ve Mârût’a (tarafımızdan) bildirilen şeyi/ilmi (öğrenip, küfrü mûcib bir şekilde) insanlara öğretiyorlardı. (Hâlbuki) onlar (o iki melek, kendilerinden bu ilmi öğrenmek isteyen kimselere) “Biz (sizler için) ancak bir imtihân vesilesiyiz, (bizden, öğrenmeyi talep etmiş olduğunuz bu ilim ile sihir yapıp günaha girmeyin, daha da ötesi bu yapmış olduğunuz sihri helâl sayıp) sakın küfre düşmeyin” demedikçe, hiç kimseye (bu ilmi) öğretmezlerdi. (Velâkin, Hârût ve Mârût isimli bu iki meleğin bunca ikaz ve nasihatlerine rağmen nefislerine ve şeytanın telkinlerine uyan bazı insanlar,) onlardan koca ile karısının arasını ayıran şeyi öğreni(p, uygulu)yorlardı. (Hâlbuki) o (sihir yapa)nlar, Allah’ın izni olmadıkça, yaptıkları şeyle hiç kimseye zarar veremezler. (Onlar aslında) kendilerini zarara uğratacak ve bir yarar sağlamayacak şeyleri öğreniyorlardı. Kasem olsun ki, onlar (yahûdîler), sihri satın alan (helâl sayarak yapan/yaptıran ve bu hal üzere ölen) kimsenin âhirette (Allah’ın rahmetinden yana) hiçbir nasibinin olmayacağını da (gayet iyi) biliyorlardı. Nefislerini ne kötü bir şey karşılığında sattıklarını bir bilselerdi! (Bakara 102)

Firavun’un kavminden ileri gelenler dediler ki: Bu (Mûsâ çok) bilgili (usta) bir sihirbazdır. (Arâf 109)

Mûsâ, önce siz atın dedi. Bunun üzerine onlar (ellerindeki ip ve sopalarını yere) atınca insanların gözlerini büyülediler ve onlara (ellerinden yere attıkları şeyler, kıvrılıp gezinen yılanlar gibi göründü ve bu sayede insanların kalplerine) korku saldılar. Ve büyük bir sihir yaptılar. (Arâf 116)

Firavun, bütün bilgili (işinin ehli, usta) sihirbazları bana getirin! dedi. (Yunus 79)

Mûsâ’nın asasının, büyük bir yılan olup, hareket halindeki iplerini ve değneklerini yutması üzerine, Mûsâ’nın hak peygamber olduğunu anlayan sihirbazlar, hep birlikte secdeye kapandılar, “Hârûn’un ve Mûsâ’nın Rabbine îmân ettik!” dediler. (Tâhâ 70)

Göz değmesi haktır. Deveyi kazana, insanı da kabre girdirir. (Keşfül Hafâ, 2: 76)

Nazar haktır, kader ile yarışan bir şey olsaydı, nazar değme işi yarışıp onu geçerdi. (Müslim, Selâm: 42; İbni Mâce, Tıb: 3)

Ayetlerimizi inkâr edenler, zikri (Kuran’ı) işittikleri zaman, (sana olan düşmanlıklarından dolayı, büyük bir kin ve nefret ile sana bakıp) neredeyse seni gözleriyle devireceklerdi. Onlar senin için, “Şüphesiz o bir mecnundur” diyorlar. (Kalem 51)

Ey oğullarım! (Mısır’a) tek bir kapıdan girmeyin (ki dikkat çekmeyin, size nazar değmesin diye) ayrı ayrı kapılardan girin. Bununla birlikte ben, Allah’tan gelecek hiçbir şeyi sizden savamam. (Bize düşen tedbirdir.) Hüküm (takdir) yalnızca Allah’ındır. Ben ona tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnızca ona tevekkül etmelidirler! (Yusuf 67)

Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: İnsanı helâke sürükleyen yedi şeyden sakınınız. Sahâbîler: Yâ Resûlallah! Bu yedi şey nedir? diye sordular. Resûl’i Ekrem şöyle buyurdu: Allah’a şirk koşmak, sihir ve büyü yapmak, haklı olarak öldürülen müstesna Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı bir insanı öldürmek, fâiz yemek, yetim malı yemek, düşmana hücum sırasında harpten kaçmak, evli olup hiçbir şeyden haberi olmayan namusuna düşkün Müslüman kadınlara zina isnad etmek. (Buhârî, Vasâyâ 23, Tıb 48, Hudûd 44; Müslim, Îmân 145. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vesâyâ 10; Nesâî, Vesâyâ 12)

Nazardan ve ondan gelebilecek şerden Allah’a sığınmalıdır. Hz. Âişe (r.a.)’den öğrendiğimize göre, Peygamberimiz (s.a.v.) ona göz değmesine karşı rukye yapmasını (dua okumasını) emretmiştir. (İbni Mâce, Tıb, 34)

Sahabîlerden Amr bin Rebia, Sehl bin Huneyf’i yıkanırken görür, nazar eder. Sehl çarpılmış gibi yere yıkılır. Alıp Peygamberimiz (s.a.v.)’in bulunduğu yere götürürler. Durumu öğrenen Peygamberimiz (s.a.v.) “Kimden şüphe ediyorsunuz?” diye sorar. Sahabîler, Amr bin Rebia’nın ismini verirler. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) Amr’ı azarlayarak, Sizden biriniz neden din kardeşini öldürüyor? Biriniz kardeşinde beğendiği, hoşuna gittiği bir şey gördüğü zaman, ona mübarek olması için dua etsin (Maşaellah, Bârekallah gibi sözler söylesin) buyurur. Daha sonra Peygamberimiz (s.a.v.) bir miktar su ister ve nazar eden Amr’ın abdest almasını emreder. (İbni Mâce, Tıb: 32, Müsned, 3: 447)