Kuran’ın Allah Kelâmı Olduğunu Gösteren Deliller
بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
1) İnsanlık, ilimde anlayışta hangi dereceye ulaşırlarsa ulaşsınlar, muhakkak onlarda hata, yanılma ve noksanlık meydana gelir. Şayet Kurân, Allah’ın Kelâmı olmasaydı onda birçok ihtilaf ve noksanlık olurdu. Allah Azze ve Celle’nin buyurduğu gibi: Onlar Kurân’ı hiç düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başka birisinden gelmiş olsaydı, onun içinde pek çok çelişki bulurlardı. (Nisa 82)
2) Rabbinin sözü, doğruluk ve adaletle tamamlandı. Onun sözlerini [Kur’anı] değiştirebilecek [hiçbir şey, hiçbir kuvvet] yoktur. (Enam 115)
3) Eğer o [peygamber] bize atfen, Kuran’a bazı sözler katsaydı, biz onu kuvvetle yakalayıp şah damarını koparır, helak ederdik, hiçbiriniz de buna engel olamazdınız. (Hakka 44-47)
4) Sen bundan (Kurân’ın sana vahyinden) önce ne bir kitap okuyor ne de onu sağ elinle yazıyordun. (Hâlâ da okuyup yazamazsın. İçlerinde yaşadığın Mekke halkı, senin okur-yazar olmadığını biliyorlardı.) Öyle olsaydı (okur, yazar olsaydın), bâtılda olanlar (o Kurân’ı başka yerden okudun ya da yazdın, diye) şüpheye düşerlerdi. (Ankebût 48)
5) Belâgâti ve taklid edilememesi:
Belâgat: Sözün fasih, akıcı, etkili, güzel, pürüzsüz olmasıyla birlikte, hitap edilen kimseye, içinde bulunulan duruma uygun düşecek şekilde söylenmesidir. Kur’ân, meydana çıktığı vakit bütün âleme meydan okudu. Ve insanlarda iki şiddetli his uyandırdı. Dostlarında taklit, yani Kur’ân’ın üslubuna benzemek ve onun gibi konuşmak hissi. Düşmanlarında ise, tenkit ve karşı çıkma, yani Kur’ân’ın üslubuna karşı çıkmak ve onun mucizeliğini kırmak hissi. Bu zamana kadar yazılan milyonlar kitaplar meydandadır. İnsanların fikirlerinin birbirine eklenmesiyle beraber hiç birisi Kur’ân’a yetişemiyor. Çünkü o zamandan beri devamlı meydan okuyarak Kur’ân’ın benzerini getirmeye davet edip, kendini beğenmiş ve edebî konuşan ediplerin ve söz sanatlarını bilen beliğlerin damarlarına dokundurup gururlarını kıracak bir tarzda: “Ya bir tek sûrenin mislini getiriniz. Ya da dünyada ve âhirette felâket ve aşağılanmayı kabul ediniz.” Diye ilan ettiği halde o asrın inatçı belâgatçileri, bir tek sûrenin mislini yani benzerini getirememekle savaş yolunu seçmeleri ispat eder ki, o yolda gitmek mümkün değildir. Çünkü en kolay yol bir sûrenin benzerini getirip işi bitirmekti. Fakat yapamadılar. Eğer yapılsa idi, kâfir ve münâfıklar bunu her tarafa yayacak ve tarihlere şaşaalı bir şekilde geçireceklerdi. Asırlar geçtiği halde hâlâ da yapılamadı ve yapılamayacak da. Hâlbuki,Kur’ân meydan okuma devam ediyor!
6) Gaybden haber vermesi: Her hangi bir insan, böyle bir kitap yazmaya çalışsa, hem geçmişten hem gelecekten doğru olarak bahsedemez. Belki, hurâfeler suretinde bazı şeylerden bahseder. Bizler için hem geçmiş hem gelecek hem de bilmediğimiz şeyler gaybdır. Kur’ân’ın gelecekten verdiği haberlerin doğru çıkması, geçmiş ümmetlerin hallerini görürcesine haber vermesi ve verdiği haberlerin vâkıamutâbık olması ve sonradan yapılan araştırmalarla doğrulanması, gösteriyor ki, insan sözü değildir. Mesela, Hazret-i Musa’ya (as) uyanların denizin yarılması ile kurtulması ve Firavun ile askerlerinin suda boğulmasını anlattığı yerde Firavun’un cesedini koruyacağını ve sonra insanlara ibret olması için ortaya çıkaracağını ifade eden “(Ey Firavun!) Bugün artık senin (boğulan) cesedine necat (kurtuluş) vereceğiz (sâhile atacağız) ki arkandan gelenlere bir ibret olasın!” (Yunus Suresi 92. Ayet’i) gerçek olmuştur. Kızıldeniz’de 20. Yüzyılda secde hâlinde bir ceset bulunmuştur. Şu anda İngiltere’de britishmuseum da bulunmaktadır. Kur’ân’ın gelecekten verdiği haberler de doğru çıkmış ve çıkmaya devam ediyor.
7) Gençliği eskimemesi: Hiçbir beşer sözü veya kitabı her yönden 1400 sene kendisine mürâcaat edilen bir kaynak olmaz. Çünkü insanların yazdığı kitaplar, kendileri gibi yaşlanıp eskimeye mahkûmdur. Fakat üzerinden 1400 sene geçtiği halde her gruptan insanlar, çeşitli sebeplerle her devirde, her asırda, her zamanda Kur’ân’ı okuyup ona mürâcaat ediyorlar. Kur’ân, bütün zamanlardaki insanların ihtiyaçlarına cevap veriyor. Ortaya koyduğu hükümler, meseleler eskimiyor, vakti geçmiyor. Her asırda bütün insanların ihtiyacı olan hayatî mevzuları ders veriyor.
2 thoughts on “Kuran’ın Allah Kelâmı Olduğunu Gösteren Deliller”