Keramet Hak Mıdır ?
Keramet Hak Mıdır ?
بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
1) Zekeriya her ne zaman onun (Hazreti Meryem’in) yanına mihraba girse onun yanında bir yiyecek bulurdu. Dedi ki: Ey Meryem! Bu sana nereden geldi? Hazreti Meryem dedi ki: O, Allah katındandır. (Âl-i İmran 37. Ayetin) apaçık ifadesiyle, Hazreti Meryem’e gökten sofralar iniyordu.
Şimdi, bu hadise üzerine bir kaç soru sorarak biraz tahlil yapalım:
Gökten sofranın inmesi örfte emsali olan bir şey midir? Yani sizin evinize ya da bir tanıdığınızın evine gökten sofra indi mi? Herhâlde inmemiştir. O hâlde bu hadise örfte emsali olan bir hadise değildir. Madem örfte emsali yok, bu durumda buna mucize diyebilir miyiz? Hayır, diyemeyiz. Çünkü mucizeler peygamberlere hastır. Hazreti Meryem ise peygamber değildir. Bu olaya mucize diyemiyorsak ne diyeceğiz? Adını koymamız lazım. Örfte emsali olan bir şey değil. Mucize de değil. Peki, öyleyse adı ne? Biz “Keramet” diyoruz. Hadi kerameti kabul etmeyenler bu hadiseye bir isim bulsunlar! Eğer şöyle derlerse: Bu hadise keramet değildir. Çünkü sofrayı indiren Allah’tır, Hazreti Meryem değildir. Buna cevaben deriz ki: İyi de biz, “Kerameti insan yaratır.” Demiyoruz ki. Şöyle ki: Kerameti yaratan Allah’tır. Velinin bu yaratmada hiçbir müdahalesi yoktur. Allah’tan başkası zerre miskal fiile fail olamaz. Keramet, kulun makbuliyetine bir işaret olsun diye Allah tarafından yaratılan olağanüstü hadisedir. Bazen velinin duası hürmetine yaratılır. Bazen de veli istemeden hatta farkında olmadan Allah tarafından ona ihsan edilir.
2) Sizden önce geçen ümmetlerde kendisine ilham olunanlar bulunurdu. Şüphesiz Ömer b. Hattab onlardandır. (Müslim, Menâkıb, 2398; Tirmizî, Menâkıb, 3702) Bu hadislerden anlaşılıyor ki: Bu ümmetten, kendisine ilham olunan fertler vardır. Bu ilham bir keramettir. Eğer bu ümmette kendisine ilham olunanlar olmasaydı, Hazreti Ömer hakkında, “Şüphesiz Ömer b. Hattab onlardandır.” Buyrulmazdı.Hadis-i şerifte geçen مُحَدَّثُونَ lafzı hakkında İmam Kurtubî şöyle der: Doğru olan işlerin kalplerine söylenmesidir. Böylece hadise kalplerine vaki olduğu şekliyle ortaya çıkar. Bu da Allah’ın, salih kullarına olan kerametidir. (El-Müfhim, VI, 259)
3) Hazreti Ebû Bekir hasta iken, kızı Hazreti Aişe’ye miras vasiyetinde bulunuyordu. Hazreti Ebû Bekir’in hanımı hamile idi. Hazreti Ebû Bekir, hanımının bir kız çocuğu doğrucağını bildirdi ve hadise bildirdiği gibi vukua geldi. (İmam Malik, Muvatta, 1443)
İmam Sübkî bu hadise üzerine şöyle der: Bu rivayette Hazreti Ebû Bekir’in iki kerameti vardır. Birincisi bu hastalıktan dolayı öleceğini haber vermesi, ikinci ise hamile eşinin karnındaki çocuğun kız olduğunu bildirmesidir. (Tabakat Eş-Şafiiyye Sübkî, II, 322)
Keramet ile istidracın farkı:
İstidrac: Allah’a yakınlığı olmayan kişilerde gözüken olağanüstü hâldir. Eğer kişinin ibadeti, takvası ve salih ameli olmamasına rağmen, kendisinde olağanüstü hâller gözüküyorsa, buna keramet değil, istidrac denir.
Keramet ile istidracın farkını bilmek şu bakımından önemlidir: Her olağanüstü hâli keramet zannedersek, bu hâlin sahibini de veli bir kul zannederiz. Bu zanla da o kişiye muhabbet besler ve onun peşinden gideriz. Eğer bu kişi, keramet değil de istidrac sahibi ise onun peşinden gitmemiz bizi helake sürekler. İşte bu sebeple, her olağanüstü hâlin keramet olmadığını çok iyi bilmeliyiz.
Bu durumda şöyle bir mesele ortaya çıkıyor:
Olağanüstü bir hâlin keramet mi yoksa istidrac mı olduğunu nereden bileceğiz?
Bunu bilmenin yolu şudur: Kişiye bakarız; eğer kişi istikamet sahibiyse, itikadı düzgünse, takvası ve salih ameli varsa, sünnet-i seniyye’ye tabi oluyorsa, bu kişide gözüken keramettir. Eğer bu sıfatlara sahip değilse, isyanda ve günahta geziyorsa, bu kişide gözüken istidractır. Şunu da bilmeliyiz ki: Asıl önemli olan keramet değil, istikamettir. Bu sebeple âlimler şöyle demişlerdir: Bir kimsenin denizde yürüdüğünü ya da havada uçtuğunu görseniz; eğer bu kişinin istikameti yoksa onun bu hâllerine itibar edilmez. Dolayısıyla bizler üstad ve rehber seçerken, onun kerametine değil, istikametine bakmalıyız. İstikamet sahibiyse, hiç kerameti olmasa da bizim hocamız, üstadımız ve rehberimiz olabilir. Çünkü asıl olan keramet değil; ihlas, istikamet takva ve en önemlisi sağlam itikadtır.