Allah Zamandan Ve Mekandan Münezzehtir Sözü Hakkında ?
Allah Zamandan Ve Mekandan Münezzehtir Sözü Hakkında ?
بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
Alemin yaratıcısı hakkında O nerededir? denilmez. Çünkü nerededir? sözü mekan hakkında sorulur. Allah’ın bir mekanı yoktur. (Cemaleddin El Gaznevi, Usuluddin, sayfa 81)

İmam Ebu İshak İsferayini Et Tebsir Eserinde nakleder ki; İmam Ali Bin Ebû Talib’e soruldu: Allah (c.c.) Nerede?
İmâm, şöyle cevab verdi: Yerleri mekanları yaratmış olan için nerede demeyiz.
Sonra soru sahibi yine sorar: Allah (c.c.) nasıldır?
İmam, şöyle dedi: Nasılları yaratmış olan için nasıl demeyiz. (İsferayini Et Tebsir)
Ahmed Bin Hanbel dedi ki: Allah cihetten, cisim olmaktan, tagayyürden, sınırlandırılmaktan, bir yere dayanmaktan münezzehtir. O arşı yaratmadan önce de onu yarattıktan sonra da bu tenzihi sıfatlara sahiptir. (Et Temimi, İtikadul İmam Ahmed, sayfa 38-39)
Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhânevî (r.h.) şu bilgileri naklediyor: Hazreti Ali’ye (r.a.) Allah’u Teâlâ arş’ı yaratmadan önce nerede idi? diye sorulduğunda şöyle cevap vermiştir: Nerede kelimesi mekân ifade eder, Allah’u teâlâ mekândan münezzeh’tir. Câfer-i Sâdık, Allah’ı bilmek üç kelime ile olur diyerek, o kelimeleri şöyle sıralamaktadır: Allah bir şeyden yaratılmadı. Bir şeyin içinde de değildir. Bir şeyin üzerinde de değildir. Çünkü bu sıfatlar, kulların sıfatlarıdır. (Camiul Mütun, sayfa 48)
İmâm Birgivi (r.a.) dedi ki: Eğer bir insan, Allah semada Alim’dir, dese ve bu sözüyle tayinine niyetlense kafir olur. (Tarikat’ı Muhammediyye, sayfa 91)
İmâm Birgivi (r.a.) dedi ki: Bir Kimse Allah’u Teâlâ benim, gökte şahidimdir derse kafir olur, zira Allah’u Teâlâ mekandan münezzehtir. (Birgivi Vasiyetnamesi, sayfa 52)
İmam’ı Azam Ebu Hanife (r.h.) El Vasiyye’de şöyle demiştir: Allah’u Teâlâ, kendisi için bir ihtiyaç ve istikrar (yerleşme, mekân tutma) olmaksızın arş’a istiva etmiştir. O, arş’ı da diğer mahlukatı da korumaktadır. Eğer arş’a ve bir yerde yerleşip mekân tutmaya muhtaç olsaydı, tıpkı mahluklar gibi alemi yoktan var etmeye ve idareye muktedir olamazdı. Bir mekânda oturmaya ve karar kılmaya muhtaç olsaydı, arş’ı yaratmadan önce Allah’u Teâlâ nerede idi? Yüce Allah bundan münezzehtir. (İmam Ebû Hanîfe, El Vasiyye, sayfa 73, Abdulgani El Meydani, Şerhul Akideti’t Tahaviyye, sayfa 74, El Beyadi, El Usülü’l Münife, sayfa 52)
İmam’ı Azam Ebu Hanife (r.h.) El Fıkhul Ebsat’ta şöyle diyor: Rabbimin gökte mi yoksa yerde mi olduğunu bilmiyorum diyen kimse kâfir olur. Aynı şekilde, Allah’u Teâlâ arş’ın üzerindedir, arş’ın gökte mi yoksa yerde mi olduğunu bilmiyorum, diyenin durumu da böyledir. (İmam’ı Azam, 5 Eseri, sayfa 94)
İmam Gâzâlî (r.a.) diyor ki: Allah görüntülü olan bir cisim değildir, cisimlere benzemez. Yönler ile çevrilmemiş, topraklarda veya semalarda da değildir. (İhyâ-u Ulûmiddin, cilt 1, sayfa 108)
İmâm İbn Hibbân (r.h.) buyrudular ki: Hamd, sınırla sınırlandıralamayan, hareketten münezzeh, sonsuz olan, mekanla vasıflandırılmayan ve üzerinde zaman geçmeyen Allah’u Teâlâ’ya olsun. (İmâm İbn Hibbân, Es Sikat, cilt 1, sayfa 1)
Hakîm Semerkandî (r.h.) İmam’ı Azam Ebû Hanife (r.h.)’ın akidesini açıklayan Er Reddü Alâ Eshabil Hevâ El Müsemmâ Kitâbus Sevâdi’l Âzâm Alâ Mezhebil İmâmil Âzâm, kitabında şöyle demektedir: Müminin Allah’u Teâlâ’ya mekân, gelmek, gitmek ve mahlukların sıfatlarından herhangi bir sıfatı isnad etmemesi lazımdır. Kul, Cenâbı Hakkın bir mekânda bulunmadığını, mekâna ihtiyacı olmadığını, arşın onun kudretiyle ayakta durduğunu bilecek, gidip gelme gibi sıfatları kendisine izafe etmeyecek. (Hakîm Semerkandî, Sevâdi’l Âzâm, 46. mesele, sayfa 78)
Ömer Nesefî (r.h.) diyor ki: Alemi yoktan yaratan, Allah’u Teâlâ’dır. Allah, araz değildir, cisim değildir, cevher değildir, suret ve şekil değildir, mahdut değildir, bir şeyin parçası veya cüz’ü değildir, bileşik değildir, sınırlı değildir, cins ve keyfiyet ile vasıflanmaz, mekândan münezzehtir, üzerinden zaman cereyan etmez, ona hiç bir şey benzemez. İlminden, kudretinden hiçbir şey hariç değildir. (Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri, sayfa 79-81)
Abdülganî El Guneymî El Meydânî’nin izahı şöyledir: Allah’u Teâlâ’ya altı yön ihata edemez. Zira Allah’u Teâlâ o altı yönü yaratmadan önce de var idi ve o, önceden nasıl idiyse şimdi de öyledir. Diğer varlıklar ise böyle değildir. (El Meydânî, Şerhu’l Akîdeti’t Tahâviyye, sayfa 75)
Hasan Kâfî El Akhisârî şöyle der: Çünkü altı yön muhdestir (sonradan meydana gelmiştir) ve altı yön tarafından ihata edilmiş olmak, muhdes alemin özelliklerindendir. Allah’u Teâlâ ise kadîmdir. O var iken ne mekân, ne zaman, ne üst, ne alt, ne de başka bir şey vardı! Altı yönün sair mahlukatı ihata etmesi gibi herhangi bir şey onu içine alamaz, ihata edemez. Bilakis ilmi, kudreti, kahrı ve saltanatı ile o her şeyi ihata eder, gökte ve yerde onun ilminden zerre miktarı bir şey bile gizli kalmaz. (Hasan Kâfî El Akhisârî El Bosnevî, Nûru’l Yakîn Fî Usûli’d Dîn, sayfa 157)
Fahreddîn’i Râzî (r.h.) Bakara Sûre’si tefsirinde diyor ki: Allah’ın yüceliği, mekân ve cihet bakımından yücelik değildir. Allah’u Teâlâ, yüceliğinin mekân itibariyle olmasından son derece münezzeh ve berîdir. (Tefsir’i Kebir Mefâtîhu’l Gayb, cilt 5, sayfa 422-423)
Fahreddîn’i Râzî (r.h.) diyor ki: Onun vech’inden başka her şey helak olacaktır. (Kasas 88) Bu Ayet’i Kerime’nin zahir manası, arş’ın bütün mekan ve cihetlerin ve bunların içinde olan varlıkların fena bulacağı ve yok olacağını gerektirir. O zaman Allah’u Teala ise mekan ve cihetten münezzeh olduğu için baki kalacaktır. Ayet’in manası bu olduğuna göre, Allah’u Teâlâ’nın şu anda bir cihette olması mümtenidir. Aksi takdirde, cihet fena bulduğu zaman, onun zatının da bir değişim geçirmesi lazım gelir. (Esâsu’t Takdîs Fî İlmi’l Kelâm, sayfa 54)
Mevlana Muhammed Rebhami (r.h.) dedi ki, İmâm’ı Caferü’s Sadık (r.a.) buyurdular ki: Allah’u Teâlâ’nın bir şey üzerinde olduğunu, yahut bir şeyden olduğunu söyleyen kâfirdir. Çünkü bir şey üzerinde olsaydı, o şey onu kaldırırdı. Eğer bir şeyde olsaydı, onda belirmiş olurdu. Bir şeyden olsaydı, sonradan olma olurdu. Allah’u Teâlâ bunların hepsinden münezzehtir. (Riyâd’ün Nâsıhîn, sayfa 45)
Yusuf Nebhânî (r.h.) diyor ki: Allah’u Teâlâ üst, alt, sağ, sol, ön ve arka gibi cihetlerden münezzeh’tir. Binaenaleyh, Allah’u Teâlâ için üst yok, alt yok, sağ ve sol mevcut değil, arka ve ön yoktur. Bu cihetlerin hepsi, Allah’u Teâlâ’nın zâtı için muhâldir (imkânsızdır). Zira bunlar, sonradan olmuş varlıklara ait vasıflardır. Onu ne sema, ne arz, ne de hâdis (yaratılmış) olan hiçbir şey kuşatamaz. Allah’u Teâlâ, gökler ve yerler mevcud değilken, kadîm olarak vardı. Yönler, mahlukatın yaratılmasından sonra meydana gelmiş bulunmaktadır. (Şevahidü’l Hakk, sayfa 204-206)
İmâm Kurtubî dedi ki: Kaide şudur ki, Allah (c.c.) haraketten, yer değişmeden ve yer tutmaktan (kaplamaktan) münezzehtir. (El Camiu’li Ahkamil Kuran Tefsiril Kurtubi, cilt 6, sayfa 390)
Allah (c.c.) sınırlardan uçlardan, taraflardan, organlardan ve uzuvlardan münezzehtir. O, yarattıklarının aksine olarak 6 yönle vasf edilemez. (İmâm’ı Tahavi, Akidetü’t Tahaviyye, sayfa 15)
Muhammed Bin Ebu Bekr Er Razi küfür lafızlarını üç kategoriye ayırırken diyor ki: İcmayla küfür olanlar, küfür olduğunda ihtilaf olanlar ve küfür olduğundan korkulanlar. Daha sonra küfür olduğunda icma olan lafızları kaydederek diyor ki: İnsan yüce Allah kalktı, indi veya oturdu derse bu icmayla küfürdür. (Muhammed Bin Ebu Bekr Er Razi, Şerhu Bedil Emali, sayfa 331)
Ebû Alî El Merverrûzî Et Talîka eserinde nakletti İmâm Şafi (r.h.) dedi ki: Kim Allah (c.c.)’nun arş’ta oturduğunu itikad ederse kafir olur ve arkasında namazda kılınmaz. (Et Talîka)

Ebu Abdullah Bedreddin Kinani İbn Cema’a dedi ki: Elbette İmam Ahmed (r.h.) Allah (c.c.)’ya yön vermemiştir. (İzahüd Delil Fi Kati Huceci Ehlit Tatil, sayfa 108)
Tirmîzî (r.a.) dedi ki: Övgü ona mahsustur o hayalde tasavvur edilemez, hiçbir mekan onu ihata edemez. O, her şeyden yücedir, çünkü o olduğu gibidir. O, yücedir, tektir, galiptir. (Haç Rehberi ve Haccın Sırları)

İmâm Şâfi (r.a.) dedi ki: Allah’u Teâlâ’yı hiçbir mekân ihata edemez. Onun üzerinden zaman geçmez. O, hudut ve son noktalara sahip olmaktan münezzehtir, mekân ve yönlerden müstağnidir. Onun benzeri hiçbir şey yoktur. (İmâm Şâfi, El Fıkhu’l Ekber, sayfa 17)
İbn Hacer El Heytemî dedi ki: Bil ki Şihâbüddîn El Karâfî ve diğerleri İmâm Şafi, İmâm Mâlik, İmâm Ahmed Bin Hanbel ve İmâm Ebu Hanife’den (r.h.) yüce Allah’u Teâlâ’ya cihed (yön) nispet eden ve tecsim (Allah’ın cisim olduğunu) iddia edenlerin küfrü hakkında görüş nakletmişlerdir. (El Minhacul Kavim, sayfa 254)
Muhammed Meyyare El Fasi dedi, İmâm Muhammed (r.a.) diyor ki: Ulemâ (ilim ehli), Allah’ın belli bir yönünün, sağının ,solunun, önünün, arkasının, yukarısının, aşağısının bulunmadığına dair icmâ etmişlerdir. (Ed Dürrüs Semin Vel Mevridül Muin Şerhül Mürşidil Muin Aled Daruri Min Ulumid Din Li İbni Aşir, sayfa 33-34)
İmâm Beyhakî El Esmâ Ves Sıfât adlı eserinin 1013. sayfasında buyuruyor ki: Bazı Ashabımız nefiy mekan hususunda şu hadisi delil getirmişlerdir: Allah’ım sen zâhirsin senin üstünde hiçbir şey yoktur. Allah’ım sen bâtınsın senin altında hiçbir şey yoktur. (Müslim, Zikir, 61; Ebû Dâvûd, Edeb, 98)
Karşıt Tarafın Delillerine Açıklamalar:
Nüzul Hadisi:
Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ her gece, gecenin son üçte biri kaldığı sırada dünyâ semâsına nüzûl eder ve şöyle buyurur: “Bana duâ eden var mı, duâsına icâbet edeyim? İstediğini vereyim. Bana istiğfar eden var mı, ona mağfiret edeyim?” Ve bu hâl tanyeri ağarıncaya kadar devam eder. (Buhârî, Teheccüd, 14; Müslim, Müsâfirîn, 169)
Allah’ın arş’ta olduğunu iddia edenler, bu hadisi gösterip diyorlar ki: Bu hadiste, Allah’ın dünya semasına indiğinden bahsedilmiş ve dünya semasına inmek için, üstte olmak lazım gelir. Bu üst yani mekân da arş denilen mekândır. Yani onlara göre, Allah zatıyla arş’ta oturuyor. Gecenin üçte ikisi geçtiğinde, dünya semasına iniyor. Şimdi, mecazı hakikat zannedenlere 2 soru soracağız.
1) Allah dünya semasına niçin iniyor? Hâşâ, arş’tayken dünyada dua edenlerin sesini işitemiyor ve onları göremiyor da seslerini işitmek ve kimlerin dua ettiğini görmek için mi dünya semasına iniyor? Dünya semasına inmesindeki hikmet nedir?
2) Ülkelerin geceleri farklı farklı zamanlardadır. Bir yerde gece olurken, başka bir yerde öğlen, başka bir yerde ikindi, başka bir yerde akşam olmaktadır. Hadiste belirtilen gecenin o vakti, her an yeryüzünün başka bir tarafına isabet etmektedir. Bu durumda, hâşâ Allah’ın devamlı arş ile dünya arasında mekik dokuması gerekir. Bir ülkede gecenin son üçte biri olduğunda, Allah o ülkeye yakın semaya inmeli; bir boşluk olduğunda tekrar arşa çıkmalı, sonra hemen başka bir ülkenin semasına inmeli. Siz böyle, arş ile dünya arasında mekik dokuyan bir mabuda mı iman ediyorsunuz?
Kadı Beyzâvî nüzul hadisi hakkında dedi ki: Allah’u Teâlâ’nın cisim olmaktan, boşlukta yer tutmaktan münezzeh bulunduğu kat’î olan aklî deliller ile sübut bulunca, onun hakkında yukarıdan aşağı intikal manasına gelen nüzul imkânsızdır. Şu hâlde onun hakkındaki nüzulden murat, rahmetinin nurudur. Filhakika (Allah üst semadan alt semaya iner) diye hadis varit olmuştur. Bunun manası, ikram sıfatı olan rahmet, merhamet ve affa intikaldir.
İbn Hibban (r.a.) nüzul hadisi hakkında dedi ki: “Aynı zamanda o (yani Allah) alet, hareket, bir mekândan başka bir mekâna intikal yer değişme olmadan nüzul ediyor.” (İbn Hibban, Es Sahih, Muessesetur Risale, cilt 3, sayfa 201)
İmam İbni Abdilber (r.a.) nüzul hadisi hakkında dedi ki: “Kendisini Ehli Sünnet zanneden bir fırka, Allah’u Teâlâ, kendi zatıyla beraber nüzul eder, dedi. Bu söz reddedilen bir sözdür.” (İbni Abdilber, El İstizkar, cilt 2, sayfa 530)
Muhammed Zahid Bin Hasen El Kevserî (r.h.) nüzul hadisi hakkında dedi ki: “Rivayetlerde zikredilen, Yüce Allah’ın gece dünya semasına inmesi, yukarıdan aşağıya doğru bir iniş olarak düşünülmemelidir. Bunu böyle düşünmek cehaletin ifadesidir. Dolayısıyla buradaki nüzul, Allah’u Teâlâ’nın bahse konu hadisin kimi varyantlarında zikredilen nidayı yapan bir melek göndermesi ya da bu gece yapılan dua ve istiğfarları kabul etmesi olarak anlaşılmalıdır. Bu kelimenin bu şekilde kullanılması, arap dili açısından da sahih bir kullanımdır.” (Makâlât, sayfa 62-63)
Cariye Hadisi:
Bu hadisle alakalı birçok varyant vardır, bazıları şunlardır: Efendimiz (s.a.v.)’in cariyeye, “Allah nerededir?” diye sorduğu nakledilmektedir. Cariye bu soruya “Allah göktedir” diye cevap verir. Ardından gelen “Ben kimim?” sorusuna, “Sen Allah’ın Resulüsün” cevabını alınca, efendisine dönerek, “Onu azat edebilirsin; zira mümindir” buyurur. (Müslim, Mesâcid, 33; Ebû Dâvûd, Salât, 166)
Bir diğer varyantta Efendimiz (s.a.v.) cariyeye, “Rabbin kim?” diye sormuş, cariye eliyle yukarıyı işaret etmiştir. (İbn Huzeyme)
Bir başka varyantta cariye Efendimiz (s.a.v.)’in sorularına sadece işaretle cevap vermiştir. Buna göre Efendimiz (s.a.v.) “Allah nerededir?” diye sormuş, cariye eliyle yukarıyı işaret etmiş, “Ben kimim?” sorusuna cevaben de cariye, “Sen Allah’ın Resulüsün” anlamında eliyle önce Efendimiz (s.a.v.)’i, sonra da yukarıyı işaret etmiştir. (Ebû Dâvûd, Eymân, 16; Ahmed Bin Hanbel, II, 291) Yine benzeri bir olay El Hâkim tarafından (III, 258) nakledilmiştir.
Bu hadis için birçok rivayetler söz söyler; Bir rivayete göre “Allah nerede?” diye sorar, başka bir rivayette “Rabbin kimdir?”, başka bir rivayette “Allah’tan başka şahadet mi planlıyorsun?” ve başka bir rivayette de “Dilsiz olduğu için yukarıya işaret etti” şeklinde ibareler ile bu hadis aktarılmıştır. Efendimiz (s.a.v.) ile cariye arasında geçen konuşmanın, raviler tarafından kendi anladıkları lafızlarla aktarılması sonucunda, teknik tabiriyle “ızdırap” dediğimiz durum ortaya çıkmıştır ki, ehlince malum olduğu üzere, senedi sahih de olsa herhangi bir rivayetin metninde bulunan bu tür bir “uyuşmazlık”, hadisi sıhhat derecesinden zaaf derecesine düşürür ve bu da ahkamda hüccet olmamaktadır.
1) Sindî (r.a.) cariye hadisi hakkında dedi ki: Bu sorudan maksat, cariyenin Allah’ın varlığını kabul etmesidir, Allah hakkında bir mekân veya yerin varlığını ispat etmek değildir. (İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, IX/11-12)
2) “Peygamber Efendimiz cariyenin sözünden anlamıştır ki, onun kastı yer yüzündeki put olan ilahları reddetmektir, yoksa semayı yüce Allah için mekân olarak muayyenleştirmek değildir.” (Ebu Hayyan En Nahvi, El Bahrul Muhit, cilt 7, sayfa 418)
Bütün bu izahlardan sonra, “yok, biz cariye hadisiyle amel ederiz” derlerse, şimdi onlara farklı bir izah yapacağız. Onlara deriz ki: Cariye hadisini sahih dahi kabul etseniz, bu Allah’ın gökte olduğunu ispat etmez. Zira Efendimiz (s.a.v.) ن َيَْا للاه diye sormuş. Arapçada ن َيَْا kelimesi, sadece mekân için kullanılmaz. Hem mekân hem de mekânet, yani şan için kullanılır. Dolayısıyla soru, “Allah nerededir?” şeklinde değil, “Allah’ın şanı nerededir?” şeklinde olabilir. Cariye “semadadır” derken, “makamı çok yüksektir.” demek istemiştir. Nitekim araplar (çoğu), “falanın mekânı semadadır.” Sözüyle ne semayı ne de orada yer tutmayı kastederler. Bu sözle, o kişinin şanının yüceliğini kast ederler. İmam Razi (Esasut Takdis), Hafız Subki (Es Seyfus Sakil), İmam Kurtubî (Et Tezkar), İmam Nevevi (Şerhi Sahih-i Müslim), İmam Suyuti (Şerhi Sünen-i Tirmizi), İmam Ebu Hayyan Endulisi (El Bahru’l Muhit Tefsiri), Hafız Askalani (Risalet El Kazbini) gibi birçok alim, hadisteki ن َيَْا lafzını, mekânet, yani şanla tefsir etmişlerdir.
Dua Ederken Yukarıya Bakmak:
Hadis ve Şafi fıkıh alimi İmam-ı Şa’rânî (r.h.) “Dua ederken yukarıya bakmamak” başlığı altında diyor ki: Allah’u Teâlâ’nın belli bir sınırı olmadığı gibi, yönleri de yoktur. Buhari ve diğerleri şu hadisi anlatırlar: Bazı kimselere ne oluyor ki, namaz kılarken gözlerini yukarıya dikiyorlar? Bu davranışlarına ya son verirler ya da gözlerinin yok olacağını bilmelidirler. (El Uhudü’l Kübrâ, sayfa 810-811 ve sayfa 843)
Buhari şarihlerinden İbn Battal’ın bildirdiğine göre, bu davranışın mekruh olduğunda âlimlerin ittifakı vardır. (İbn Hacer, Fethu’l Bari, cilt 2, sayfa 233)
“Ellerin göğe kaldırılması, Allah’ın orada olduğu için değildir. Çünkü Allah mekândan münezzehtir. Bu, rahmetin ve bereketin gökten indiğine işaret içindir.” (İmam Gazali, İhyâ’u Ulûmid Dîn, cilt 1 sayfa 346-347)
“İnsanların dua ederken ellerini göğe kaldırmaları, Allah’ın orada olduğunu göstermez. Çünkü Allah mekândan ve yönden münezzehtir.” (Fahruddin Er Razi, Mefatihu’l Ğayb, cilt 27 sayfa 165-167)
“Ellerin göğe kaldırılması, duanın kabul yerinin gök olması sebebiyledir; yoksa Allah’ın mekânı olduğu için değildir.” (Beyhakî, El Esmâ Ve’s Sıfât, sayfa 401-402)
“Göğe yönelmek, duanın kıblesi olduğu içindir. Bu, Allah’ın orada bulunduğu anlamına gelmez.” (İbn Hacer El Askalani, Fethu’l Bârî, cilt 2 sayfa 290-291)
“Ellerin göğe kaldırılması Allah’ın mekânı olduğu için değildir. Çünkü Allah mekândan münezzehtir.” (İmam Kurtubi, Tefsir Al Qurtubi, cilt 18 sayfa 216-217)
Elleri yukarı kaldırıp dua etmekle Allah (c.c.)’nun üst cihette olduğunu iddia edenlere deriz ki: “Yağmur duasında nebi (s.a.v.) elleri terse çevirince neden yerde demediniz?”
“Peygamber Efendimiz (aleyhissalatu vesselam), Allah’tan bir şeyin olmasını istediği zaman ellerinin içini yukarıya çevirirdi. Ancak bir şeyden sakınacağı zaman ise ellerinin içini aşağıya çevirirdi.” (Müsned, Ahmed Bin Hanbel IV/56; Mecmau’z Zevaid, X/168; Cemu’l Fevaid, II/618; El Fethu’l Kebir, II/357)
İsrâ Gecesi Hadisesi:
Büyük Maliki fıkıh ve hadis âlimi Kadı Ebu’l Fadl İyaz (r.h.), peygamberimizin (aleyhisselam) İsrâ gecesi Allah’u Teâlâ’ya yaklaşmasını anlatırken diyor ki: “Dünüv ve kurb kelimelerinin Allah’a izafeti, hiçbir zaman, mekân izafeti veya mesafe yaklaşması değildir. Çünkü Allah’u Teâlâ, Caferi Sadık’ın dediği gibi, mekân ve mesafe gibi mefhumlardan münezzeh ve müberradır. Onun için, Resulullah’ın (s.a.v.) Rabbine yaklaşması demek, onun yüksek menzilinin izharı, rütbesinin büyüklüğünün belirtilmesi demektir. O bu sayede esrar-ı ilahiye’yi müşahede etmiştir. Kudretinin yüceliğini, marifet nurlarını ayne’l yakin görmüş ve kalbi nurla parıl parıl parlamıştır. Çünkü, bu kendisine Allah’ın bir ikramı, lütfu ve ihsanıdır ki, dünya kurulduğundan bu yana hiçbir kula hatta peygambere müyesser olmamıştır. “Rabbimiz dünya semasına nazil olur” sözü de böylece tevil edilir. Yani, onun fazlı, ihsanı ve hüsnü kabulü dünyaya nazil olur, demektir.” (Şifa-i Şerif, sayfa 203-204)
Miraç Gecesi Hadisesi:
İmam-ı Kastalâni (r.h.) Miraç’ı anlatırken diyor ki: “Cenabı Hakk’ın huzuru, ilim, irade ve kudretiyledir. Başkalarının huzuru gibi değildir. Zatına özel mekân yoktur, O mekândan münezzehtir. Allah’u Teâlâ mekândan münezzeh iken o Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i göklere çıkarması kendisini ululamakla bazı acayip (görülmemiş) mülk ve melekutunu gezdirip göstermek içindir.” (Mevahibu Ledunniye, cilt 2, sayfa 22)
Eş’âri’nin El İbane Kitabında Allah (c.c.) Arşın Üzerindedir Sözü:
Maliki Fukahasından Alleme Ebu Hamid Bin Merzuk Bera’atü’l Eş’âriyyin Min Akaidi’l Muhâlifin eserinde: “El İbane” eserinin Haşeviler tarafından tahrif edildiğinden bizlere bahsetmiştir.
Eş’âri’nin El İbane’de arşın üzerindedir sözü kabul edilse bile: İmam Eş’âri (r.a.) arşın üzerindedir derken bu noktada El Uluv sıfatını ispat etmiştir. El Uluv zati sıfatlar kategorisindedir. Sıfatları bilmeyen ise zati ile zatını karıştırırlar. Zatı ayrı bir şey, zati sıfatlar ayrı bir şeydir.
Mülk Sûre’si 16. Ayet: Gökte olanın, sizi yerin dibine batırmayacağından emin mi oldunuz? Bir de bakmışsınız yer çalkalanıp duruyor!
Müsmanların ittifakıyla bu ayetin zahiri üzere anlaşılması mümkün değil! Çünkü, onun semada olması semanın onu her yönden ihata etmesi içine alması ve onun semadan küçük olması demektir. Halbuki sema arş’tan bile çok küçüktür. Buradan ise yüce Allah’ın arş’a nispetle küçük bir şey olması neticesi çıkar. Bu da İslam ehlinin ittifakıyla imkansızdır. Çünkü, Yüce Allah buyuruyor ki: “De ki: semalarda ve yerde olanlar kimindir? Deki Allah’ındır”. (En’âm Sûre’si 12. Ayet) Eğer Allah semada olsaydı kendi kendinin sahibi olması lazım gelirdi, bu ise imkansızdır. (Fahruddin Er Razi, Mefatihul Ğayb, Mülk Sûre’si 16. Ayet tefsiri, sayfa 69-70)
Semada olan Cebrail (aleyhisselam)’dır. (İmâm Kurtubî, Mülk Sûre’si 16. Ayet tefsiri)
Semada olan görevli meleklerdir. (Kâdı Beydâvi, Mülk Sûre’si 16. Ayet tefsiri)
One thought on “Allah Zamandan Ve Mekandan Münezzehtir Sözü Hakkında ?”