Ebu’l-A’lâ Mevdudî
Ebu’l-A’lâ Mevdudî
بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
Mevdûdi Pakistanlı bir gazeteci ve yazardır. Necip Fazıl’ın ifadesi ile: ‘Bende el yazısı mevcut, bir şehâdete göre de, bizzat bu şahidin ‘Mezhebiniz nedir?’ sualine ‘Mezhebim yok!’ cevabını veren Urduca ve İngilizce bilip, Arapçayı avam seviyesinde bilen, buna rağmen tefsir yazmaya kalkan bir kişidir. Mâlum olduğu üzere, bir kimsenin tefsir yazâbilmesi için, derinlemesine bir Arapçanın yanında Sırrı Paşa’ya göre 15 farklı ilmi mükemmel bir şekilde usulüne uygun olarak tahsil etmiş olması gerekir.
Mevdûdi, Resailu’l Beyânadlı risâlesinin 1362 târihli üçüncü baskısının 156. sayfasında şöyle yazmıştır: ‘Yirmi üç sene zarfında Nebî (s.a.v.)’in nübüvvet görevini eda ederken yapmış olduğu eksiklik ve taksiratından dolayı, Nasr Sûresi’nin son âyetinde Allâh’u Te‘âlâ, ona istiğfar etmesini emretti.’
Mevdûdi’nin bu yanlış algısına verilecek cevap ve ayetlerde geçen istiğfar emrinden maksat nedir..?
Pakistan’da büyük hadîs âlimlerinden Medrese-i Arâbiye Müdürü Muhammed Yusuf El Bennurî tarafından 1966 yılında Karaçi’de neşredilen “Mevdûdi ve Fikirlerinden Bazı Nebzeler” isimli eserde bu konu şöyle ele alınmıştır: Allâh (c.c.)’nun bu emri nerede, kusur etmek ve vazife yapmamak nerede!.. Anlaşılan Mevdûdi, günah olmadan tövbe olmaz biliyor ve Peygamber (s.a.v.)’in vazifesini eda hususunda, hâşâ günah işlediğini, kusur ettiğini sanıyor. Zavallı bilmiyor ki Resûlullâh’ın (s.a.v.) istiğfarının mânâsı başkadır. O, namâzdan çıktığı zaman “estağfirullah, estağfirullah!” derdi. Namâz günahmıydı ki, ondan dolayı Rabbine istiğfarda bulunurdu..? Helâdan çıktığında, “ğufrânek”, “Allâh’ım senin affını dilerim.” derdi. Acaba Rabbine isyan mı etmiş de af diliyordu..? Böyle, birçok yerde istiğfar ederdi.
Mevdûdi, Peygamber (s.a.v.)’in hâşâ masum olmadığını, O, (s.a.v.)’den bu dîni bize nakleden sahâbenin de cahiliyet hastalıklarından kurtulamadıkları bir şeyler kaldığını iddia etmektedir. Şu hâlde dînden emniyet kalkıyor demektir. Öyleyse biz dîni, kimlerden alacağız..?
Mevdûdî’nin Hilafet ve Saltanat isimli kitabında: Bir İslâm memleketinde, müslüman olmayanların iman edenlere verilmiş bulunan, bütün medenî haklardan aynı şekilde istifade imkânına sahip bulunduğunu iddia etmektedir. (Sayfa 58)
Sayfa 89’da Kâinatın Efendisinin kendisinden sonra bir şahsın yerine geçmesi hususunda işaret buyurmadığını iddia ederken hemen sayfa 90’da Hazreti Ömer ile Hazreti Ebu Bekir’i hilafete tensip buyurduğunu yani hilafet derdine düştüklerini söyleyerek açıkça bir iftira atmaktadır.
Sayfa 141’de ise “Hazreti Osman’ın siyaseti hatalı idi.” demekte ve sayfa 235’te hazreti Muaviye için “Politik gayeler uğruna şeriat hükümlerini tahrif etti.” gibi büyük iftiralarda bulunmaktadır.