Dâvûd Ez-Zâhirî İbn Hâzm
Dâvûd Ez-Zâhirî & İbn Hâzm
بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
Davud Ez Zahirî olarak bilinen Davud bin Ali bin Halef El İsbahanî (815-883) tarafından kurulan fıkhî ve kelamî mezhep. Davudiye adıyla da anılır. İslâmî hükümleri Kur’ân ve Sünnet’in zahirî (lafzî, sözel) anlamlarından çıkarmayı temel aldığı için Zahiriye olarak adlandırıldı. Bu yaklaşımı ile yalnız fıkıh alanında değil, kelam alanında da diğer mezheplerden ayrılan görüşler ortaya koydu. Mezhebi geliştirerek sistemleştiren ise İbn Hazm (994-1064) oldu.
İbni Hazm, herkese içtihad yapmayı emredip, başkasına uymak haramdır diyordu. Hanefi âlimlerinden, Muhammed Bin Abdülazim Mekki, buna cevap verirken buyuruyor ki: Elhamdülillah biz, büyük İslam Alimi İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye uymak derecesinden dışarıda kalmıyoruz. O yüce imama, onun büyük talebelerine, daha sonra gelen, şems-ül eimme gibi dünyaya nur saçan derin âlimlere ve on asırdan beri yetişen böyle hakiki âlimlere uymakla şerefleniyoruz. (El Kavlüs Sedid)
İbn Hazm, El İhkâm Fî Usûli’l Ahkâm isimli eserinde bu mevzuya 123 sayfa ayırarak taklidi ne için kabul etmediğini, taklidin H. 140 yılında çıkan bir bidat olduğunu ve ister avam ister havas olsun taklidin caiz olmadığını ifade etmiştir.
İbn Hazm El İhkâm’ın da şöyle der: “Bizim bu kitabımızı okuyan kişi bilsin ki büyük bir bidat olan taklit, H. 140’tan sona ortaya çıkmıştır. İslam tarihinde H. 130’a kadar sadece bir alimin görüşlerini taklit eden kimse olmamıştır. Bu bidat, dördüncü asırda ortaya çıkmış, H. 200’den sonra yayılmıştır. Bu taklitten ancak sahabe, tabiîn ve tebe-i tâbiînin yolunu izleyen Allah (celle celâluhû)’nun koruduğu kimseler kurtulur. Allah (celle celâluhû)’ndan bizi bu yolda sabit kılmasını isteriz.”
Bu satırların devamında şöyle der: “Şayet ‘avam tabakası karşılaştıkları yeni hâdiseler karşısında nasıl amel edecekler?’ diye bir soru yöneltilirse, Allah’ın yardımı ile şöyle cevap veririz: Önceki satırlarda Cenâb-ı Hakk’ın taklidi bütünüyle haram kıldığını beyan etmiştik. Allah (celle celâluhu) nasslarda alim ile avama ayrı bir hüküm koymamıştır. Allah Teâlâ’nın hitabı bütün herkese yönelmiştir. Dolayısıyla taklit, derin ilim sahibi olan kişiye haram olduğu gibi yaşadığı beldeden uzakta olanlara veya avam tabakasında olan kimselere yahut evinden dışarı çıkmayan bekar kızlara veya dağ başında çobanlık yapan kişilere de aynı şekilde haramdır. Her kim bu sınıflara girdiği halde taklit edecek olursa Allah Teâlâ’ya asi olmuştur.” (İbn Hazm, El İhkâm Fi Usûli’l Ahkâm, IV, 151)
Avam tabakasında olan kişilerin nasıl içtihat edeceklerine dair şu ifadeleri kullanır: “Fakat herkesin içtihat kabiliyeti farklıdır. ‘Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar’ Ayeti’nin fehvasınca herkes güç yetirdiği kadar içtihat edecektir. Avam tabakası, alime dini bir mesele sorduğunda alim, bu mesele ile ilgili şöyle bir ayet var yahut şöyle bir hadis var demekten başka bir cümle daha söylememelidir. Şayet bu benim görüşüm veya bu Ebu Hanife, Malik, İbn Kasım, Şafî, Ahmed, Davûd’un görüşüdür dese yahut bu falanca sahabe ve tâbiînin görüşüdür gibi Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’den başka bir bir kimsenin fetvasını nakletse o sual eden kimsenin nakledilen görüş ile ameli haramdır.”
Bâcî (rahimehullah): “İbn Hazm, kendisine bir soru sorulduğunda etrafında bulunanlara veya sual eden kimseye ‘bu konuda sen ne düşünüyorsun’ der ve o kimseyi kendisinden bir görüş söylemeye doğru çeker ve bir görüş ortaya atınca onu takdir eder ve senin görüşün ‘Mâlik’in görüşünden daha hayırlıdır’ derdi.” (Ceyyânî, Et Tenbîh Alâ Şüzüzâti İbn Hazm, Ed Dâru’l eserî sayfa 90)
İbn Hazm’ın tuhaf fıkıh anlayışı: Kişi küçük abdest değil de büyük abdestini suya yapacak olsa o sudan abdest alması caizdir. (İbn Hazm, El Muhallâ, Dâru’l-Fikr, I, 142)
İbni Hazm, Selef-i Salihini beğenmeyip, doğru yoldan ayrılmıştır. (Keşfüz Zünun)
İbnül Arif diyor ki: İbni Hazm’ın dili ve Haccac’ın kılıcı, aynı şeyi yapmışlardır. İbni Hazm’ın, hadis-i şeriflere uymayan habis, sapık çok sözleri vardır. Haccac-ı zalim, 120 bin masumu sebepsiz ve suçsuz öldürdü. İbni Hazm’ın dili de, hadis-i şerifle bildirilen hayırlı zamanlardan sonra, 100 binlerce Müslümanı doğru yoldan saptırdı. (Kıyamet ve Ahiret)
İbni Hazm, Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerin zahir yani görünen manalarından başka hiçbir delil ve kıyası kabul etmeyen, Davud Ez Zahiri’nin kurduğu Zahiriyye mezhebindeydi. Bu mezhep tutunamamış, kalmamıştır. (Eşeddül Cihad)
İbni Teymiyye ve İbni Hazm, hükmü şüpheli olan Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şerifleri tevil ettiler. Yani yanlış manalar vererek, Ehl’i Sünnetten ayrıldılar. Böylece, hayırlı işlerin, namaz yerine geçeceği sapıklığını da körüklemişlerdir. İslamiyet’te açtıkları yaraların en zararlı olanlarından biri de, bu olmuştur. (Seadet-i Ebediyye)