Cumhuriyet’in ilk yıllarında namazda sûre ve duaların Türkçe okunmasıyla ilgili tartışmaların gündeme gelmesi üzerine görüşüne başvurulan İzmirli İsmail Hakkı, Arapça’yı telaffuz etmede zorlananların namazda âyetlerin Türkçe çevirisini okumalarına fıkhî cevazın bulunduğunu ifade eden bir rapor hazırlamıştır. Şerefettin Yaltkaya ile birlikte hazırlanan raporda Kur’an’ın mânasının namazda herhangi bir dille ifade edilmesi durumunda Kur’an okuma emrinin yerine getirilmiş olacağına dair şâz fetvaya dayanılmıştır. Ancak raporun özellikle sonuç kısmının açık hüküm yerine meseleye dolaylı yaklaşan bir araştırma notu şeklinde yazılmış olması müelliflerin naklettikleri görüşü benimsemedikleri izlenimini vermektedir… (Bayur, XXII/88 [1958], sayfa 603-605)
20 Haziran 1928 tarihli Vakit gazetesinde, bildirilen rapor aşağıdadır. Bu raporda İzmirli İsmail Hakkının da imzası vardı: (Din de, diğer sosyal teşekküller gibi, hayatın akışına uymalıdır. Din, eski şekillere bağlı kalamaz. Türk demokrasisinde, din de, muhtaç olduğu inkişafı göstermelidir. Camilerimiz kullanılır hale getirilmeli; sıralar, koltuklar, sandalyeler, elbise askıları konmalı, içeriye ayakkabıyla girilmelidir. İbadet lisanı Türkçe olmalı, camilere müzik aletleri konmalıdır.)
Bu rapor da, İzmirlinin dinde reformcu olduğunu göstermektedir.